20 gün niye yalan oldu?
Evet, aynen öyle oldu. Yalan oldu. Şimdi özeleştiri vakti. Nedenleri neler?
Şimdi şöyle, kendimi tam olarak hadiseye veremedim. Aslında ilk dönem tüm bu kararlara uymuştum, fakat bu sefer olmadı. Birincisi ben inanmadım. En büyük sorun ve sorumlu da burda ben oluyorum. Çok kötümserim. Belki bir arkadaşımla konuşsam, ona inanma gücü, olumlu bakış açısı vermeye, moralini düzeltmeye çalışırım ama konu kendim olunca, çok gaddarlaşıyorum. Bittin oğlum sen, hiçbişey yapamıyacaksın, herşey en baştan yalan oldu, vs.
Toyota'nın bu gibi konular için geliştirmiş olduğu harika bir yöntem var. Hatalar sonucu ortaya çıkan istenmeyen sonuçlara 5 kez neden diye soruyor. Örneğin;
1. Makinalar durdu. Neden?
2. Çünkü soğutma tertibatı çalışmadı. Neden?
3. Yağlanma iyi yapılmamıştı. Neden?
4. Yağlamayı yapacak işçi, prosedürü atladı. Neden?
5. Çünkü çok yorulmuştu. Neden?
Sonuç: Çünkü yağlama zamanı, gece vardiyasının sonuna denk geldi.
Yani sorunun en temeline iniyor bu yöntem. Ama önce sorunları tesbit etmemiz gerekiyor. National Geographic'teki belgeselleri izleyenler bilirler, facialar tek sebeple meydana gelmez. Konuda rol oynayan, hatalar zinciridir. Aslında zincirin bir halkası kırılsa, belki o facia meydana gelmeyecek. Bu nedenle sürekli iyileştirme olayı çok önemli. Devam edelim.
Moralim çok bozuk olduğundan, iyi motive olamadım. Evet, bunun belli başlı sebepleri var, sürekli sallantıda olan bir arabadaymış gibi hissettiren bir özel hayatım var ve bir türlü sonuca varamadım. İki günde bir değişim var. Ve bu da benim moralimi bozuyor, kafam başka şeylerle meşgulken, dikkatimi toparlayamıyorum. Ailemle ilişkim bozuk, iletişimimiz neredeyse yok, yani onlara göre var da, bana göre yok. Görüştüğümüzde de sürekli bir problem çıkıyor. Bu da önemli bir etken.
Zamanı kontrol edemiyorum. En büyük sıkıntılardan birisi de bu. Yani o anda benim için önemli olan ne ise ona koşuyorum tamam, ama gerçek önem sırası böyle olmayabiliyor genellikle. Erişkin Dikkat Dağınıklığı, aman yönetimine olan dikkati de mahvediyor. Saat diye bir kavram yok. Çalışma saatlerim, iş sıram, önem sıram belirsiz. Bu nedenle çoğu şeyin sırası kaçıyor.
Hayır demek diye birşey yok. En kötülerinden biri de bu. Yani o an benim için önemli bir şey olsa bile, zor durumda olduğunu belirten hiç kimseye hayır diyemiyorum. Aslında en zor durumda olan benim.
Birinciye dahil olan bir konu ama şöyle; her gün diyorum ki, şu yapmam gerekenleri, kaçırdıklarımı, eksik konularımı bir yazayım, sonra aklıma geldiğinde konu gözümde büyüyor, yazmaya korkuyorum ve kaçıyorum. Biliyorum, aslında bölüp parçalayıp, bir ucundan başlamak gerekiyor, ama olmuyor işte. Duyurulara, sınav notlarına, kaçan ödevlere bile korkumdan bakamıyorum. Başka bir arkadaşım olsa, boşver, hala hiçbirşey bitmiş değil, maç 90 dakika oynanır derim, ama kendim panik içindeyim.
Albert Levi hocamın deyişiyle, gaza gelemiyorum, yani motive olamıyorum. Aslında bize birşeyleri yaptıran iç enerji olan gaz, bende bir türlü ateş alamıyor. Etrafımda beni gaza getirecek kimseyi bırak, zaten herşeye karşı yalnız oluyorum genellikle. Günlerim tek başına geçiyor. Var olan kişiler de olumusuz konuşuyorlar, ateş alması gereken gaza karbondiosit basıp motoru boğuyorlar. Bak yapamazsın, okul uzarsa dayanamazsın, kötü olur falan, vs, vs.
Genel bir körlük var, durumlar yüzleşemiyorum, bütünü kabullenmek yerine, hayıflanıyorum. Belki okulum uzasa bu kadar acı çekmeyeceğim, ama moralim bozuluyor işte, kendime yediremiyorum belki bocalıyor olmayı, o yüzden daralıyorum. Hayat, her gün işkence haline geliyor. Ne yapacağımı bilemiyorum, yaptığım hiçbir işten tat alamıyorum.
Genellikle de bu kısır döngüler beni depresif zamanlara sokuyor. Bir uyanıyorum, sanki cehennemdeyim, hayat bitmiş, herşey gri, sokağa bile çıkmak gelmiyor içimden ve mutsuzum. Yaşamak bile istemiyorken, ödevi nasıl düşüneyim, kapanıyorum eve. Recep İvedik 3 gibi takılıyorum. Al gitti mi sana 9-10 gün daha, hayattan aktı gitti. Yin Albert Hoca'nın deyişiyle beni öldürmeyen her acı güçlendirir, tamam, ama dayanlıacak gibi değil bu.
Biraz biraz kendime ufak meşgaleler ayırdım, kısır döngü kırılsın diye, TRT Gençlik korosuna geri döndüm, o biraz beni çemberden çıkarır gibi oldu. Full anti depresif işler yapmaya çalışyorum, ama yangın sönmedi bir türlü.
Genel bir düzensizlik hakim. Evim düzensiz, aşk, aile, iş hayatım düzensiz, masam düzensiz, bilgisayarım düzensiz, zamanım düzensiz. Düzen nedir, bir şeylerin sıralı olması, (Sorted) yani sıralı olsun ki, aradığın kaynağa kolayca ulaş. İşte bende olmayan şey.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
Özetlersek
1.Kötümserlik
2. Moralsizlik ve Depresif zamanlar, kısır döngü
3. Dış etkenler, aile, sevgili vs.
4. Yanlızlık, tek başına olmak, daha da ötesi, gerektiği zaman olumlu yönde motive edecek kişilere ulaşamıyor olmak
Gelelim Toyota sistemine;
1. Kötümserlik
Neden?
Bilişsel psikoterapinin savunduğu en temel görüş, inanç, biliş (yani düşünce) ve hislerin birbiri ile bağlantılı olduğu. Kötümserlik ve olumsuzluk hissini yaratan düşünce, o düşüncenin temelinde de inanç var. Genellikle başıma iyi şeylerin gelmeyeceğini düşünüyorum, negatif düşünüyorum yani. Halbuki, yazı tura bile atılınca, sonsuzdaki değer dağılımı %50. Kötü şeyler de olabilir ama karşısında iyi şeyler de olabilir.
Neden negatif düşünüyorum?
Olumlu geri bildirim alamadığımı düşünüyorum. Yaptığım işler takdir edilmiyor, ya da edilse bile ben sanki onları filtreliyorum, ya işte kibarlığından söyledi falan diyerekten. Olumsuz birşey olunca da pekiştiriyorum, işte bak gördün işte, sorumsuzun tekisin, ondan oldu diyorum. Temelden gelen bir olay sanırım.
Neden yaptığım işer takdir edilmiyor, ya da ben öyle düşünüyorum?
Aslında iyi olduğum çok alan var, ama sonuca kendi beklediğim alanlarda iyi olmam gerektiğini düşünüyorum. Yani, herşeyden önemlisi dersler vs, diyerek kendimi mutsuz ediyorum.
Neden filtreliyorum?
Çünkü bu zamana kadar bana, derslerin ne kadar önemli olduğunu sürekli tekrar eden, bana bu endekse göre sevgi ve saygı gösteren bir ailem oldu. Bu da beni bu konuda sürekli moralsiz tutuyor. Üstelik, ailem derslerde başarılı olduğum zamanlarda bile o kadar değer göstermiyor.
Neden değer bekliyorum?
İnsan yatarken bile ensesinin arkasına bir yastık koymak istiyor. Birileriyle beraber olmak, beraberce birşeyler yapmak istiyor. Ama sorun da burda, belki beklentilerimizin yüksek olduğu insanların, önem sıraları bizim önem sıralarımızla aynı değil. Bunun farkında olmamak da bizi farklı arayışlardan alıkoyuyor, çıkmazda tutuyor.
İşte 5. nedenin cevabı. Peki farklı ne olabilir, motivasyonu yükseltecek, insana manevi olarak tatmin edecek, mutlu edecek ne olabilir?
Evet, kendime bir evcil hayvan aldım, kedi, adı da "Komünist", (Evet, 1 mayıs'ta geldi) ama sevdiğim için aldım, hem daha yavru. Bir de köpek alacağım. Tabi bu bir artı. Başka ne olabilir? Eldeki şeylerin çok azını ufaktan ufaktan bitirmeye başlamak. (Zaten onun için uğraşıyoruz.) Peki başka? Bazı işleri Allah'a bıraksam? (Zaten işim Allah'a kalmış.) O alanda da yeterli çabayı gösterdiğimi düşünüyorum, daha da iç huzura yönelik işlere girişebilirim. Başka? Hobi tarzı faaliyetler olabilir, ki zaten elimde yeterince var, geçici bir süre beni oyalıyor, mutlu oluyorum ama geçici bir süre. Spor, evet anahtar kelimelerden biri de bu. Spor yaptığım zamanlarda bu kadar kolay dağılmıyorum. Peki, tüm dış motivasyon araçlarına karşı iç motivasyon olarak ne yapabilirim? Bakış açımı değiştirmeye zaten çalışıyorum. Sürekli bir farkındalık yaratabilirim, kendime bazı şeyleri hatırlatabilirim. Her gün tekrar eden, ders dışı bir dayanak noktası belirleyebilirim. Belli saatte yemek yemek gibi.
Neyse, daha henüz hiçbirşey bitmiş değil, yenilmedim, yensek de yenilsek de lig her zaman devam ediyor. İyi oynayan kazansın.
Comments(0)
