Archive for Eylül, 2007

Düzensizlikler

Evrende hareket eden ne varsa, en küçük toz zerreciğinden en büyük galaksilere kadar hepsi bir düzensizlikten doğmuştur. Dünyamızın eğer her geçen gün daha iyi bir yer olduğuna şahit oluyorsak, bu sadece dünün düzensizliklerine bugün çare bulunmuş olmasındandır. Bugün dünya düzenine dair ne görüyorsan hepsi bir düzensizliğin düzenli hale getirilmesi ihtiyacından ortaya çıkmıştır.

Sessizce hareket eden düzensizlik, aslında bizim düşmanımız değil, bizi bir şeyler yapmaya iten gerçek dostumuzdur, çünkü eğer düzensizlik olmasaydı medeniyet adına gördüğümüz hiçbir şey şu an varolmazdı. Düzenli bir dünyaya gelmiş olsaydık eğer, yapacak hiçbir şey olmaz, hayata gelmiş olmamızın da bir anlamı olmazdı. Dünyayı düzeltmek ve düzenlemek için yola çıkan o yüce insanların tek ve en büyük hatası düzensizliklerin ortadan kaybolacağını, bir şeyleri oluşturduktan ve yoluna koyduktan sonra herşeyin hallolacağına ve insanların geleceğin o ütopik dünyasında mutlu bir şekilde yaşayacaklarına inanmalarıydı. Böyle bir gelecek ne bugün vardır, ne de başka bir gün varolmuştur ya da olacaktır.

Düzensizliğin en kötü (veya en iyi tarafı) sonsuz olmasıdır. Bugün insanlığın en önemli sorunları belki gelecekte halledilecek, ancak bu sefer ikinci sorun en önemli sorun haline gelecektir. Aslolan mesele herkes için optimum faydayı verecek bir sonuca her zaman kendini yenileyerek ulaşmaya ve çağın ötesine ulaşmaya çalışmayı tek yetkin kural haline getirmeye çalışmaktır.

Sonuç olarak bugün dünyayı değiştirmek için yola çıkacaklar, bu küçük ayrıntıyı unutmamalı ve amaçlarına ulaştıktan sonra heyecanlarını kaybetmemelidirler.

Başlıyoruz.

Her konuda yenilenmeye, fikirlerimizi üretmeye, izleyici kaygısı duymadan (çünkü zaten fazla yok :)) düşünmeye, bağlı olduğumuz her türlü zinciri kırmaya, karşımızdaki karanlıkları kaldırıp atmaya başlıyoruz.

Peki bu nasıl olacak?

Öncelikle belki yıllardır beklediğimiz harekete geçmek için hazır olmak gerektiği düşüncesini kafamızdan atıyoruz. Unutulmaması gereken bir gerçek şu ki, zaten bu durumda olmamızın sebebi olan insanlar bizim kadar düşünmedikleri veyahut araştırmadıkları için bu haldeyiz.

Her konuda yapılması gereken ne varsa önermek, söylemek ve bağırarak haykırmak bizim hakkımız. Bundan ziyade sadece ve sadece bir şeyleri eleştirerek hareket etmek gibi bir hataya da asla düşmeyeceğiz. Önemli olan alternatif sunmaktır. İster bizim tarafımızda olsun, ister farklı bir tarafta, meczupça bir takım görüşlere saplanıp kalmış insanları asla ve asla muhatap almamaya da gayret gösteriyoruz. Çünkü bu tarz insanlar bizim ayağımıza bağ olup kendi bok çukurları içine bizi de çekmeye çalışan anlamsız yaratıklar olmaktan öteye de gitmiyorlar.

Karşımızdaki kişinin niteliği, aldığı ödüller, parası, maddi durumu da önemli değil, sadece önemli olan özellik, karşıdaki kişinin akıllı ve sorular sorabilme yeteniğine sahip olması. Bu niteliklere sahip değilseniz, bizimle değilsiniz.

Şu anda, şu noktada belki hiçiz. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki. Bizim de sözü alacağımız o günler gelecek, ve şu noktada ne yaparsak yapalım kendi yararımıza yapıyoruz. Çünkü hiçiz.

Ancak bizi biz yapan en önemli özelliğimiz sorular sormamız, ve herşeye öyle körükörüne inanmamamız. Kimse bizi boyunduruğu altına alamaz. O kadar!

Kal geliyor!

Geçen gün gördüğüm bir yorum, yaşadıklarımızı özetliyor.

Din ile ilgili aptalca bir yazı üzerine site birbirine girmiş, bir arkadaş da mükemmel bir yorum yapmış ve demiş ki;

"ooh ohh. burası süpermiş :)

bildirgec arasıra böyle karşınca çok eğlenceli oluyor.

işin içine din ve milliyetçilik girdi mi bizim halkımızda herkesin bilip bilmeden konuşacak bir kucak dolusu lafı oluyor,

ama bilim ve sanat konularında herkese bir kal geliyor nedense :)"

Bilişim Dünyasındaki Kaybolmuşluk

Şuradaki arkadaş (Alper Kanat - Raptiye.org) şöyle bir şey yazmış. Çok ilginç ve güzel bulduğum için buraya da ekliyorum;

"Benim gibi başka kimse var mı bilmiyorum. Özgür/Açık Yazılım ile Kapalı Kaynak Kodlu dünya arasında sıkışıp kaldığımı hissediyorum çoğu zaman.. Kullandığım HP NX 9105 dizüstü bilgisayarın SD/MMC kart okuyucunun adam gibi çalışamaması, kablosuz internet için Windows sürücülerini kullanmak zorunda kalmam, MSN Messenger’a tam anlamıyla alternatif bir programın olmaması (webcam, hızlı dosya transferi, sesli iletişim, simgeler vb) ve son olarak yeni aldığım iPod’un (5G veya nam-ı değer iPod Video) tam olarak istediğim gibi çalışamaması beni hep Windows kullanmaya bağımlı kılan nedenler… Tabii bir de arada sırada oynadığım 1-2 oyundan biri olan Steam’li Counter Strike 1.6..

Tüm bu saydıklarım uzunca tartışmalara neden olabilecek şeyler aslında.. Çünkü genellikle gördüğüm özgür yazılım camiasında bu yönde bir kayışın nispeten yavaş ve daha az destekli oluşu.. Nerede olduğunu hatırlamıyorum ama bir ara MSN’de webcam yapmanın gereksizliğinden falan bahsediliyordu. Bir çok kişi için “haliyle” öncelikli ihtiyaç olmayan bu durum, aslında sevgilisi bir başka şehirde olan bir insan için bir nebze dahi olsa özlem giderici bir etki olabilir. Kaldı ki Linux’da sorunsuz çalıştırdığım webcam’im sırf bu nedenle anlık fotoğraf çekmek dışında bir işe yaramıyor..! Kaldı ki aynı nedenlerle bir çok potansiyel kullanıcı da kaybedilmiş oluyor.

Aslında bu yazıda esas bahsetmek istediğim şey yine benim gibi bir çok insanın yaşadığı bir problem olan aidiyet duygusu.. Linux’un ve özgür yazılımların tozunu bir kere yutunca bırakması pek mümkün olmuyor. (aynı şey GNOME’a alışınca, KDE’yi bırakamamak veya Debian’ı terkedememek için de geçerli) Artık Windows XP’de kendimi çok rahatsız hissediyorum kullanırken. Bu, kendini programlama kısmında da gösteriyor:

Okulda, tüm çevremde acayip bir Microsoft hayranlığı söz konusu.. Aynı şekilde kariyerle ilgili olsun, diğer konularla ilgili olsun gittiğim gördüğüm seminer vb etkinliklerde iş hayatında belli bir yere gelmekten bahsedildiğinde .Net’in öğrenilmesinin şart olduğu söyleniyor. Oysa ki benim profesyonelleşmek istediğim taraf C, Python, Java gibi daha taşınabilir dillerle yapılan gömülü sistem projeleri vs vardı. Yalnızca yazılımcı olarak da hayatımı kazanmak istemiyorum zaten…. Ama bu kaygılar yüzünden CV’mde tercih edilebilmek için .Net ibaresinin bulunabilmesi için o yana da ağırlık vermeye çalışıyorum. Zira şu anda Işık Üniversitesi yönetimi ve öğretim görevlileriyle öğrenciler arasında iletişim köprüsü olacak (haberleri ve duyuruları bildirecek) bir sistem üzerinde çalışıyoruz ve benim başından beri “Java ile yapalım, Linux’da da çalışsın” söylemlerim baskılara daha fazla dayanamadı: .Net kullanıyoruz..!

Bir yanda da Visual Studio’nun arabirim tasarlamadaki kolaylıkları gerçekten denemeye değer… Glade’i bir kez denedim ve bazı açılardan çok zor geldi. Ona alternatif olarak bir KDevelop’u biliyorum ama bu programlarla da neler yapabileceğimi tam kestiremiyorum. İnanılmaz derecede program yazmak istememe rağmen hem platform kararsızlığı yaşıyorum (ki benim tercihim tabii ki Linux), hem de GNOME-KDE, Python-Java-C-PHP vb kararsızlığı yaşıyorum. Hepsini öğreneyim, hepsiyle birşeyler yapabileyim düşüncesi beni çıkmaza doğru sürüklüyor.

Tabii bu arada da zaman akıp gidiyor……

Bu arada iPod için Banshee güzel bir alternatif bence ama maalesef GNOME 2.12 istiyor.. Amarok desen güvenemiyorum, gtkpod gibi olacağından korkuyorum.. Ayrıca hiçbir alternatif aleti tam anlamıyla disconnect edemiyor. eject komutuyla ilgili de sorun var nedense.. Kısaca: “dependency goes on..”"

2007 yazında hangi kitapları okudum?

Bu yaz okumak istediğim ancak bir türlü bitiremediğim kitapları bitirdim. Bu kitaplardan çıkardığım sonuçları da ayrı bir yazıda inceleyeceğiz.

- Bulutların üstüne tırmanırken, Cem Kozlu

- İşyerinde psikolojik taciz, Pınar Tınaz

- Komünist partisi manifestosu, Marx ve Engels

- Oyun, Neil Strauss

- Büyükelçi, Emir Kıvırcık

- Prens, Niccolo Macchiavelli

Hücre ve Devlet

27 Mart 2005 tarihinde yazdığım bir yazı;

Bir devleti bir hücreye benzetmek mümkün müdür? Bana kalırsa evet. Bütün işlevleri ile tüm organeller aynen toplum için ideal bir örnek oluşturuyor sanki. Hücrenin yönetimini ele alırsak, (bir ülkeyi ülke yapanın da yönetimi olmasından dolayı) çekirdekle karşılaştırmak mümkündür. Hücreyi yöneten çekirdektir, hücrenin en korunan yeridir ve hücreyi DNA adı verilen kodlar dahilinde yönetir. Bu kodlar değişmez değildir. Mutasyon, evrim gibi süreçlerle, hücrenin türünün yaşamasını ve düzelmesini sağlarlar. Ülke de bağlı olunan yasalarla yönetilir. Bu yasalar da koşullara bağlı olarak zamanla değişir ve iyileştirmeler yapılır. Diğer organeller de bir toplum içindeki somut kurumlara benzetilebir.

Zeytin Ağacı

Zeytin ağacı,

Huşu içinde dinlerken seni,
Bir akşam üstü duyarken sesini,
Belki bir gün dönmek vardır,
Rüzgar savururken güçlü nefesini.

Kim, sen, ben,
Veyahut kim ki bekleyen,
Duyamazsın belki o eşsiz tepende,
Seni uzaktan izleyen.

Evde, 1 Eylül 2007