Piyasa kötü, işler bozuk, gelecek hiç umut vermiyor gibi bahanelere saklanabilirsiniz. Ya de bu kadar dekalifiye tip patron oluyor, kendi işinin sahibi oluyor da, eğitimli okumuş ben neden işimin sahibi olamıyorum diye sorabilir, kendi işletmenizi kurmak isteyebilirsiniz. Seçim sizin.
Bahanelerden başlayalım.
1. Piyasa kötü: Piyasa her zaman kötüydü ve hep de öyle olacak. Dünyada paranın kolay kazanıldığı bir dönem, hiç bir zaman olmadı. En azından, "Altına Hücum" döneminde olduğunuzu düşünün! Altın madenleri keşfedilmiş, derelerden altın fışkırıyor. Ama eğer günün 10 saatten fazlasını belinize kadar soğuk suyun içinde, üstünüzde kot tulum ve belki olmayan çizmenizle, çamurlara ve boka batmaya, delik bir elekle taşları ayıklayıp, küçücük cevher parçalarını gözünüzle ayırıp, 1 ton cevherden 30 gram 24 ayar altın çıkarabilirseniz, piyasanız gayet iyi olur.
2. Fikrim var ma Sermayem yok: İş yapacaksınız, fikriniz süper, ama paranız yok. E vazgeçin o zaman. Mantıklı mı? Hayır değil. Sizden daha az eğitimli, az paralı, daha aptal insanlar başarılı olurken, siz herşeyi paraya endekslerseniz, diğer birçok faktörü göz ardı etmiş olursunuz. Üstelik, çok para getirmesi garantili, sermaye bazlı işleri herkes yapar. Ver adamın eline 50 milyarı, aptal ya da sapık değilse bi şeyler yapar. Peki sizin farkınız ne?
3. Rahat bir yaşam istiyorum: Tabii rahat olun. Akşam rahat uyuyun. Aysonu maaşınızı alın. Gerisini dert etmeyin. İşiniz garanti, high class ne de olsa. IBM çalışanlarından ibret alın. Tez-Koop iş sendikasına üye olmak isteyen IBM çalışanları, koskoca IBM tarafından engellendi, işten atıldı, maddi ve manevi baskıya uğratıldı. Ve hiç rahat değillerdi! Özellikle bugün, üniversite mezunları, staj, kriz vs. vs. ayağına (Nedense bunları diyen firmalar, deli karlar açıklıyorlar) üç kuruş paraya, kariyer vaatleri, CV, referans umutlarıyla kandırılarak, sigortasız, maaşsız köle mahiyetinde çalıştırılıyorlar. Memur olur, devlete sırtımı dayarım diyorsanız, TEKEL işçilerinden ders alın. Devletin sanki hiç işçiye ihityacı yokmuş gibi (Yok tabii, tüm kurumlar taşeron ihale yapıyor nedense… Belediyeler bile yol yapmaz oldu, o kadar iş makinesine, asfaltlama aracına rağmen, inşaat firmalarının isimlerini görüyorum yollarda), TEKEL özelleştirilince, tıkır tıkır tazminatını ödeyip, işçileri kapı dışarı etti. (Gene devlet baba, özel sektörden daha vicdanlı) Sonra da acıyıp, sizi 4C'li (yani daha alt seviyeden sözleşmeli personel statüsü) yapalım dedi. Tazminat, sendika, ikramiye yok. Unutmayın, beyaz mavi yaka ayrımı kalktı. Karayollarında mühendis olarak çalışırken, bir anda kendinizi çaycı kadrosunda bulabilirsiniz, maazallah sendika mendika derseniz. (Tabii ki abartıyorum, ama olmuş şeyler bunlar.)
4. Çok büyük firmalar var: Emin olun sizden korkuyorlar. Koskoca Microsoft, ODTÜ mezunu bilgisayar mühendisine 5000 dolar maaşla Defrag işleminin nasıl yapıldığını anlattırıyor. Deli gibi yeni fikir, yeni proje, tohumluk, ürün yarışmaları, kariyer geceleri, CV partileri niye yapılıyor sanıyorsunuz? Çünkü, firmalar büyüyor, bürokrasi artıyor, sekreter Aylin Hanımdan, Pazarlama Müdürü Serdar Bey'den, Ürün Müdürü Günseli Hanım'dan, müşterinin yenilik, revizyon istekleri sen Küçük Mühendis Ayşe ya da Mehmet kardeşime gelmiyor, gelemiyor! Koskocaman, hantal, kurumsallaşmış beton blok, yeniliklere daima kapalı ve teşvik etmiyor. Sen ise ikramiye ve primle kandırılmış, harıl harıl çalışan yönetici yardımcısı, mühendis, personel ya da herneysen harıl harıl çalışıp, takdir edilmeyi bekliyorsun. Herkesin sağır olduğu koskocaman kulaktan kolağa oyununda kıvranırken, müşteri mutsuz oluyor, kimse tek müşteriyi umursamıyor, değişiklikler en erken 3 ay sürüyor. Ama sen yine de "Nerde çalışıyorsun?" sorusuna, göğsünü gere gere "GORİL HOLDİNG" diye cevap veriyorsun.
5. Devrimci fikirlerim yok, şuyum buyum eksik: Bill'in var mıydı? DOS işletim sistemini elemanın birinden alıp, IBM'e sattı. Peki ya Steve? Hantal Xerox firması aptal gibi GUI arayüzünü iş yapmaz diye heba etmese Apple diye bişey olur muydu? GUI'yi çöpe atan Xerox'tan al, ondan sonra Microsoft bizi taklit ediyor diye afişler as. Bunlar en zenginleri. Sadece eksiği görün. Oliviero Toscani'nin bir lafı vardır, pek de severim. Şekillerde zorlanırsam, boşluklara dikkat ederim der. Çok doğru! Boşlukları kimse göremez, çünkü "Boşluk" diye bir şey yoktur. Ancak farkedebilirsiniz. Eğer nasıl bu kadar çok para kazanıyor bu kadar holding derseniz, karamsarlık girdabı tarafından yutulursunuz. Koca adam nerde zorlanıyor? Müşteriler nelerden şikayetçi? Herkes mi memnun? Biraz kazıyın, bakın ne kadar çok şey çıkacak. Eğitimim iyi değil, kendimi geliştirip öyle başlayayım derseniz, o zaman ben de size öyle bir çıtanın olmadığını söylerim. Bi halt bilmeyen adamlar, sağda solda yavşak yavşak kendilerini satarlarken, siz mi alçakgönüllüsünüz yani? Bırakın kendinizi tatmin etmeyi. Bi şeyden fedakarlık yapmadan, başka bir yerden kazanç sağlanmaz. Termodinamiğin birinci kanunu, enerjinin korunumu yasasıdır. Kabul edin. İş, temel teorik bilginiz olduktan sonra işte öğrenilir.
6. Sadece eğlenmek istiyorum: Sade mazo bir eğlence tarzınız yoksa, google, facebook vs. tarzı şirketler oprasyonel anlamda Türkiye'ye gelmedikçe, bu rüyanızdan vazgeçin. Daha inovasyon kelimesinin anlamını bilen yok. Anca işten çıkıp Go-Kart'a gidebilirsiniz. İnovatif işletme, rahat bir yer değildir, bunu da aklınızdan çıkarın. Tüm o eğlence araçları, renkler, vs. aslında, çalışanların stress seviyesini azaltmak amacıyla konuyor.
Gelelim inovatif işletme kavramına: Adı işletme olan ve kapitalist düzende çalışacak olan şirketin en temel amacı, vereceği hizmet ya da ürünü, en düşük maliyetle, maksimum fiyata satmaktır. Yani kısaca, firmanın kar etmektir. O zaman en temel hedefimiz: Kar etmek.
Bütün gün taksiyle gezerek, ya da data storage'ın başında durarak, manavlık yaparak da kar edebilirsiniz. Ancak, ortaya yeni bir şeyler koymuyorsanız. Bence, inovatif işletme değilsiniz. Maddedeki, evrendeki, insandaki, dünyadaki değişimin ya uygulayanı, ya da uygulatıcısı olacaksınız. Değişimin parçası olmaktan da bunu anlıyoruz. Ama inovatif taksici olacaksanız, müşterinize önce yeterli kalitede hizmetin yanında, ek birşeyler sunacaksınız. Çok tehlikeli ama "Giden arabadan inip göbek atarak turist gezdirirseniz" (Evet, dünyanın en iyi taksicisi sıfatı bir Türk'ün! İhsan Aknur!) dünyanın en iyi taksicisi olup, turistlerin aradığı kişi olur, bol da para kazanırsınız. Kolay mı? İngilizce biliyor, facebook'u var (arkadaş listemde kendisi) ve Belly Dance yapıyor! Data Storage başında, düşünürseniz bu datayı yağmurdan, depremden nasıl korurum diye, ya da manavken, güler yüzlü hizmetinizin yanında, muz alan müşteri muzlu, çilek alan müşteriye çilekli şeker ikram ederseniz, FARK YARATIRSINIZ.
Peki yeter mi? Tabii ki hayır. Bir yerden sonra yenilikler de eskir, taklit edilir, insanlar sıkılır. Devamlı kendinizi yenilemeniz lazım.
Felsefemizi oturttuktan biraz da işletme kavramına geri dönelim. İşletme eğer kar edecekse, bir malı (ya da hizmeti) satması lazım! Amacımız fark yaratmak olsa da, elimizde satacak bişeyin olması lazım. Hammaddesi pamuk olan ürünü alıp, işleyip tişört haline getirip, mağazalara satacaksınız. Peki, insanların günlüğü 2 dolardan az paraya çalıştığı (Her şey ona göre ucuz tabi) bir tişörtün ne idüğü belirsiz malzeme ve kalite ile 5 - 10 dolara Türkiye'ye geldiği, koca koca firmaların 1000'lerce parti alımla en uygun fiyatı aldığı sektörde, siz nasıl rekabet edeceksiniz? Mümkün mü? Hayır değil. Ama başta dediğimiz gibi, umut kırmayacağız, boşluklara bakacağız. Alışveriş merkezlerine gidiyorum, koca koca firmalarda, tırt tırt, piyasa işi, ruhsuz ruhsuz mallar. Geçen sezon en çok satan mallardan esinlenilmiş, ve hiçbiri bana hitap etmiyor. Amaaa çok beğendiğim, Tish-O firması süper bir konsepti, Türkiye'ye getirmiş. Kendi tişörtünü tasarlıyorsun. Baskı kalitesi müthiş, kargosu hızlı, sitesinin tasarımı dandik ama, ÇOK İYİ ÇALIŞIYOR. 2-3 liralık tişörte 3 TL'lik baskıyı yapıştırıyor, 30 TL ye de satıyor ama, kendi tasarladığım tişörtü giymek, bence paha biçilmez bir zevk. O tişörtün dünyada sizden başkasında olmadığını bilmek, iyi baskı, hızlı kargo ve tam tatmin ile bu şirket daha çok kazanmayı hak ediyor.
Bu paragraftan çıkaracağımız sonuç, çok klişe olacak ama, sermeyen yoksa, beynin var. Hız, samimiyet, kişiselleştirme ve mantıklı (insaflı) fiyatlar (Ucuz demiyorum) artık uyulmaması affedilmeyecek olan kurallar. İki kişinin kaşıyla gözünün bile aynı olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Ama Bakırköy'de adamlar, 15 TL'ye malettikleri ruhsuz pijamaya 120 TL istiyorlar, bir de yalan yere yemin ederek, valla kurtarmaz diye pişkinlik yapıyorlar. Çakal % 800 kar ediyorsun! Pekiii, Çin'den mi mal getirip satalım diyecek olursan? Kısa ve Orta vadede tamam, kurtarırsın belki.
Fakat Çinli uçağa atlayıp buraya gelemeyecek mi? Ya da Türkçe internet sitesi kurup netten parça başı Fedexle mal satamıycak mı? Satacak, o günler de gelecek. O zaman, elinde tek sermayen, kafa, yani saksı, yani çanak, yani bu zamana kadar kullanmadığın makineyi çalıştırmak gerekecek. Elin adamı, California'da Apple dizayn ediyor, Çin'de ürettiriyor, dünyaya satıyor. Ama en büyük masrafını Ar-Ge'ye yapıyor. Ha ben o kadar Ar-Ge yapabilir miyim? Hayır, ama gözüm de boşlukları görüyor çok şükür, bu da göre göre oluyor.
Müşteriler çok aptal: Yapma yaaa? Bi sen akıllısın yani. Teknoloji açı ülkemizde, artık insanlar eskisi kadar enayi değiller. Onları aptal yerine koysanız bile, bunu anlayabilirler. İnternet diye bişey var. İlkokul 4 terk, fabrika sahbi amcanın bile elinde internete giren cep telefonu var, sekreter kız da yapıyor olsa, amca eposta alıp yolluyor, internete girip fiyatlara bakıyor, inceliyor, araştırıyor. (En cahili bile işi nası daha ucuza sallarım diye uğraşırken, sen adamın karısına %1000 karla bulaşık tozu satıyorsun. Vallahi billahi diye de yemin ediyorsun.) Akıllım Ferrari fuarda, Yurdumun işadamı Ercan Malkoç'a aracı incelemek için izin vermeyince, (Ertex Oto Dekorasyon'un sahibi) spor otomobil üretmeye karar verdi ve başardı da! Etox Zafer adlı dizel spor otomobili modeliyle haftalarca manşetlerden inmedi. (Dizel spor otomobili konsepti diye bişey, dünyada yok! Tam Türk tarzı) Kendinizi büyük görüp insanları küçümsemeyin. Siz yapabiliyorsanız, başkaları da yapabilir. Hele ki "Anadolu Kaplanlarını" sakın kızdırmayın, siz adamlara açık kaynaklı yazılımı 600 dolar lisanla satmaya çalışırken, bir anda sizi satın alıp, sizi kovabilirler!
Müşteri kişisel özen istiyor artık. Doğum gününde hatırlanmaktan, cebine sms almaktan bile sıkıldı artık. Ama böyle şeyler fark yaratıyor. Örneğin, TURKCELL, aralarında benim de dahil olduğum FFHT yani Fütürsuzca Faturalı Hat Kullanan Deli müşterilerine, Premium adı vererek, 5. senenin sonunda, üstünde isim yazan Ahşap Kutuda Kahve Cezvesi, fincanı, ve türk kahvesi gönderdi, 40 Yıl daha birlikte olmak dileğiyle diyor. Tabii der, yurtdışında hayvan gibi konuşup, maaşın yarısını faturaya verirsen, olur. Ama anahtar kelime, "Kişiye özel hizmet", Temsilci efendi gibi arayıp, tarifeniz hatalı, şu tarifeye geçerseniz daha uygun olur diyor, ve doğru söylüyorsa, ben de vereceğim 3 liranın fazlalığına bakmam. Öte yandan Garanti adlı Yonca Bankası ise, "Yedinci senemizin sonunda size cillop gibi kredi verelim" diye mesaj atmış. O Maile cevap verecektim, ama hala kredi kartı aidatı fetişine yapışmış bankada ne işe yarar ki o mesaj. Ula ben ne yapayım krediyi? Adım belli, yaşım belli, elimdeki işler belli, mesleğim belli, tüm işlerim bilgisayarda, aylık ne harcadığım belli, bocumu kuruşu kuruşuna ödüyorum. Şu marketingi de bi filtreden geçir di mi ya? Yazık değil mi o spam mailleri smsleri atmak için harcanan elektriğe?
Boşlukları görelim. Mağazalar: Nereye gitsem çalışanlar, insanlara eşşek gibi davranıyor. Ya arakadaş, bi arkanı dön, bi yardımcı ol, bi güler yüz göster. Ağzında sakız, müzik sonuna kadar açık, bi ayağıyla ritm tutuyor, omzuyla tamamlıyor, yarım ağızla cep telefonu satmaya çalışan öküz var. Ha adamın patronunun umrunda mı müşteri? Yooo, ben burda tekim, cep telefonunu, yok işte elektronik cihazı seve seve alacaklar diyor. Teknosa, ElectroWorld, D&R, Tüm Cep telefonu satan yerler böyle. Nasıl bir şımarıklıktır, anlayamadım ki? Ama, sırf bir çalışanı, küçücük Laptop çantası için 45 dakikasını ayırdı diye, fiyata bakmadan, DARTY'ye gidiyorum. Silahları çek kullan (İndirim, çeşit, fiyat, taksit, kapmanya vs.), ama en temel görevini de düzgün yap. Oraya Ipod almaya gelen kişi, senin kaknem suratını çekmeye gelmiyor, ürün ile tamin olup, mutlu olmak için geliyor.
Müşteri aptal değil, anladık. Güzel muamele, onu da anladık. Yenilikçi olacağız, anladık. Sermayemiz beynimiz, OK. Ama son paragraftan çıkan daha önemli bir sonuç daha var. Çalışan.
Atatürk'ün Türk askeri ile ilgili bir sözü var. 1. dünya savaşı başlarında, albayın, paşanın biri "Efendim, bu Türk askeri, çok aptaldır, korkaktır, her savaştan kaçar.." deyince, "Efendi! Asker, ancak başındaki komutanın kaçtığını görürse, mevzisini bırakır." diye cevap verir. İstediğin kadar para yap, kar et, baştaki eşşekse, çalışanına da eşşek muamelesi yapar. O da gider, müşterine eşşek muamelesi yapar. Kalifikasyon yerine, hatırla eleman alırsan, o zaman patron olarak, kulak boyunu ölçtürme zamanın gelmiş demektir. Çalışanının adını veritabanında tut, çok kolay. Müşterine nasıl özel ilgi gösterip, doğum gününü kutluyorsan, çalışanına da aynı güzelliği yap. Herkese adil ol ama farklı şeyler söyleyenleri de dinle. İşe yarar bişey var mı gör. Çok mu zor yani? Ya da çok mu para, aynı CRM sistemini uygulamak? Değil.
Ha başta gerek var mı? İlk işe girerken 50 tane çalışan almaya? Büyük firmalar bunu yapıyor, o zaman benim de büyümem için, 500 çalışana ihtiyacım var mı demek gerekir? Hayır. Bu aynen, Bill Gates uçak alıyor, ben de zengin olmak için uçak almalıyım demeye benzer. Bırak uçağı, düşerken paraşüt bile bulamazsın. Öne kendin yap, yetişememeye başladığın anda, en uygun kişiyi bul, tasarruflu ol, net ol. Ne istediğin belli olsun. Telefonun olsun, kız açıp, 'Buyrun X şirketi, ben Elmas, nasıl yardımcı olabilirim?' desin, mesajlar sana yönlensin, yine olur. Yeter ki insanlar sana ulaşabilsin bir şekilde. (Evet, bu da benim en büyük sorunum. Bu hafta bu tavsiyemi kendim uygulayacağım bakalım.)
Devamı yarın… Bugünlük (29 Mart) kolum uyuştuğunudan, yarın devam edeceğiz.