Sabancı Üniversitesi'nde okuyorum. Bilgisayar Mühendisliği bölümündeyim. Bu sene de son senem. Bu nedenle dersleri iyi takip etmeye, ders kaçırmamaya çalışıyorum.
Parlak olduğu söylenen bir zekam var. Derslerde de başarılı olmam gerekir değil mi? Ama değil. Olmuyor. Ben ne kadar üretken, akıllı, yenilikçi olursam olayım, bi şeyleri beceremediğimi hissediyorum.
Çok ama çok kitap okuyorum. Ayda en az 5 kitap alıp, hepsine aynı anda başlayıp, aynı anda bitirdiğim oluyor. Karşımda fazla bir uyaran olmazsa, sıkıntıdan patlıyorum çünkü. Bir şeye sadece 10-15 dakika odaklanabiliyorum. Eğer beni uyarmıyorsa ve zorunda hissediyorsam, çok yoruluyorum dikkatimi toplamak için.
Karşımdaki insanlar bazen benimle konuşurken, dayanamayabiliyorlar. O kadar çok konudan konuya atlıyorum ki, uyarıyorlar normal olarak. Karşımdaki sonu belli olan bir lafı uzatıp, betimlemelere dalınca kitleniyorum. Eee? deyince kırılıyorlar.
Aklımda sürekli bir takım projeler var. Hepsi do çok hoş ve parlaklar. Hatta bazılarından başarı da elde ettim. Ancak aralarında senkronizasyon yok. Zaman diye bir kavramım olmadığı için organizasyon da yapamıyorum. Her zaman kendimi bir şeyleri kaçırdığım konusunda endişelenirken buluyorum. Bir yerde yemek yediysem, kalkarken masayı dikkatlice inceliyorum ki bir şey unutmayayım.
İnsanlara hayır demekte zorlanıyorum. Ben onlara nasıl davranırsam onların da bana aynı şekilde davranacaklarını, benim saygı gösterdiğim değerlere saygı göstereceklerini düşünüyorum. Tabii ki olmuyor. İnsanlar benim bu düşüncelerimi suistimal edebiliyorlar. Çok kırılıyorum ve sinirleniyorum. Bu yüzden insanlara sert tepkiler verebiliyorum.
Bazen iyi, bazen de kötü ruh halindeyim. Çok güvenerek başladığım bir projeye, insanalrın aynı oranda inanmadıklarını görünce, ya da başka bir sebepten geri kaldıysam, kolayca demoralize olabiliyorum. Aynı şey derslerim için de geçerli.
Amfide diğerleri net bir şekilde odaklanmış vaziyette dersi dinlerken, ben 20 dakikanın sonunda, dersi izlememe rağmen, aklımdan başka yerlere gitmiş halde kendimi bulabiliyorum. O gün aklıma takılan değişik düşünceler hava bombardımanı yapar gibi hızla yağıyor. Eğer moralim bozuksa, daha fazla dayanamıyorum, çıkıp gidiyorum.
Tüm bunlara bu zamana kadar anlam veremiyordum. Geçen gün Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ile ilgili bir TV programında bir Psikiyatrist'in saydığı 11 maddenin herbirine tik atınca, olaylar aydınlanmaya başladı. Bir anda o zaman kadar, ilkokulda, ortaokul ve lisede, öğretmenlerin sırf odaklanamıyorum diye yaptıkları eziyetler, "Bu çocuk çok dikkatsiz!" diye yaptıkları şikayetler gözlerimin önünden geçti.
Şuradaki yazıda da garip benzerlikler var.
Şimdi gidip bir muayene olacağım, bakalım ne olacak.
Yetişkinlikte Dikkat Eksikiği Sendromunun Seyri
Dikkat eksikliği sendromu; farklı yaş gruplarında ve hayatın farklı evrelerinde, farklı çehrelerle karşımıza çıkan bir olgudur.
“Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu” adıyla, çocuklarda ve ergenlerde; dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik ana belirtileriyle dikkat çeken, gerek okul hayatına ve akademik başarıya gerekse aile ve sosyal hayatına yansıyan aksamalar ve dalgalanmalar ile farkedilen bir durumdur. Yetişkinlik döneminde ise, daha çok, konsantrasyon, planlama ve organizasyon becerilerindeki problemlere yerini bırakarak “dikkat eksikliği sendromu” tanısıyla karşımıza çıkar; ve kişinin hem iş hayatına hem de özel ve sosyal hayatına yansıyan aksamalara neden olabilecek potansiyeldedir.
Yetişkinlik döneminde, dikkat eksikliği sendromunun belirtileri ;
Günlük iş, uğraş ve aktiviteler sırasında dikkat ve konsantrasyon süreleri kısadır; çevresel uyanlar tarafından kolaylıkla ilgileri dağılabilir ve performansları etkilenebilir.
Söylenen bir şeyi hatırlayamayabilirler. Yönerge ve talimatları bir kerede anlamakta, akıllarında tutmakta ve hatasız uygulamakta zorlanabilirler.
Konuşkandırlar ancak genellikle konudan konuya atlayarak, hızlı ve karmaşık çağrışımlarla konuşurlar. Bazen odağı kaybederler.
Düşünmeden konuşurlar, bazen düşünmeden davranabilirler de. Bazen istemeseler de kırıcı olabilir ve bu nedenle de, söyledikleri ya da yaptıkları şeylerle ilgili sıklıkla pişmanlık hissederler.
Dinlemekte zorlanabilirler, sık sık karşıdakinin sözünü keserler, sabırsızlanırlar.
Zaman planlaması konusunda zorlanırlar; genellikle randevularına geç kalırlar, işleri ya son dakikada yetiştirirler ya da hiç yetiştiremez ve ek süre talep ederler.
Planlama ve organizasyon becerileri zayıftır; işleri ve günlük aktiviteleri önem ve öncelik sırasına koymakta, bir işin ya da aktivitenin alacağı zamanı öngörmekte, günlük programlarını ve ilişkilerinin sınırlarını ayarlamakta zorlanırlar.
Kolayca hayal kırıklığına uğrayabilir ve sıkılabilirler.
Duygulanımları değişkendir; bu bazen bazı kişilerde dengesizlik olarak adlandırılabilecek boyutlara da varabilir.
Sınırlarları belirlemekle ilgili yaşadıkları problem, ilişkilerinde de yansıma bulur. “Hayır” demekte, sınır koymakta zorlanırlar; yakın-uzak, mahrem-aleni gibi sınırları karmaşıklık ve değişkenlik sergileyebilir, gel-gitler içerir.
Yetişkinlik döneminde azalmakla birlikte, bazen bazı kişilerde hareketlilik ve yerinde duramama hali gözlenebilir. Sık sık oturuş pozisyonu değiştirmek, odanın içinde sıkça gezinmek, masaya ya da koltuğun kenarına parmaklarla vurmak, ayak ya da bacak sallamak, konuşurken ya da dinlerken göz kontağını kaybetmek gibi davranışlar gösterebilirler.
Güçlü ve yaratıcı potansiyellerine rağmen öz güven ve öz saygı açılarından dalgalanmalar ve güvensizlikler yaşayabilirler. Bu da, sürekli olarak işleri sürüncemede bırakma eğilimleri, bir işe başlamakta ve başladıklarında sürdürme ve tamamlamada güçlük çekmelerine bağlı olarak karşılaştıkları eleştiriler ve yaşadıkları başarısızlıklarla doğru orantılı olarak derinleşir. Öte yandan bu da genel kaygı seviyelerini arttırır. Bu duyguların birikimi zaman içinde depresyona zemin hazırlayabilir.