Başarıya ve gerçek Huzura ulaşmak, Stresten Korunmak. Zengin olmak!
Gerçek huzur insanın içindedir. Her insan kendini gerçekleştirmek ister. Eğer başarıyı yakalamak istiyorsanız, istediğiniz şeyi her daim arzulamalı ve ona inanmalısınız. İsteğinizi her gün tekar etmeli, devamlı onu düşünmelisiniz. Siz farkında olmadan bir bakmışsınız ki isteğiniz olmuş. Gerçek huzura ulaşmanın yolu da pek farklı değil; İçinizdeki sesi dinleyin, içinizin iyilikle dolu olduğunu düşünün, bu sayede kurtulacaksınız stresten ve günlük hayatın getirdiklerinden.

Çocukluğunuzun huzursuzluklarından kurtulmanın ve iyi bir lider olmanın zamanı geldi: Beyninizin %10'unu kullanan insanlardan sıyrılın. Einstein olun. Sağ ve sol beyin ayrımının farkına vararak kişilik tipinizi belirleyin ve bu kişilik tipinize uygun insanları kendinize model edinin, örneğin, Dalay Lama, Atatürk, Gandhi…

Dünyanın enerjisinin içine akmasına izin verirseniz, enerji ve gerçek kuantuma ulaşabilirsiniz ve tüm istekleriniz olur. Gerçek bir lider mi olmak istiyorsunuz; sadece hissedin, mutsuz musunuz, sadece odaklanın. Kristallerden ve taşların enerjisinden yardım alın, kendinize odaklanın ve bir amaç belirleyin, bu amaç uğrunda çalışın. (Ve daha bir sürü zırva…)
————————————————————————————————————-
Yukarıda bir kuplesini verdiğim, ve sallarken benim bile midemi bulandıran yazılara bir çok yerde rastlamışsınızdır. İşte yeni çağımızın en büyük üfürüğü, ya da tükürüğü: Kişisel Gelişim. NLP. Dahilik eğitimleri, Etkili ve Gerçek Liderlik. Öehh. Bir sürü sallamasyon konu. Çok hoşuma giden bir laf var, yazarını hatırlamıyorum:
"Bir kişisel gelişim kitabı sayesinde zengin olmanın en iyi yolu; bir tane yazmaktır."
Bu zamana kadar sayısız kişisel gelişim kitabı okumuş, bazılarının yazarlarıyla tanışmış (ve dehşete düşmüş), bunun yanında kişisel gelişim kitaplarının yavanlığından bıkmış ve zor yolu seçerek bilimsel psikoterapi, psikoloji kitapları okumuş bir insan olarak, bunca seneden sonra şunu farkettim. Eğer grip olduğunuzda belinize balık sarmıyorsanız, depresyona girdiğinizde de kişisel gelişim kitabı, makiroshi yogi, tatraka tumra, süper dahilik, benzeri şeylere elinizi bile sürmeyin. Neden mi? İşte nedenleri:

Uzmanlık
Genellikle kişisel gelişim, sözde bilim tarzı kitapları yazan kişiler, konunun uzmanı değiller. İsimlerinin başlarındaki Dr. veya Prof. ünvanları da alakasız bilim dallarından oluyor. Kişisel gelişim kitaplarının ancak çok az bir kısmı Psikoloji veya Psikiyatri eğitimi almış yazarlara sahip. Mesela geçen gün kitapçıda gördüğüm, Şifalı Bitkiler, Çakralar, Kuantum Olumlama gibi konulara sahip tuğla kalınlığındaki kitapların karı-koca yazarlarından biri Hemşire, biri de ekonomi profesörüydü. (Profesörlüğü Azerbaycan'dan almış. Hadi şifalı bitkileri, hanımefendi hemşire diye kurtardık, peki Kuantumun ekonomiyle ne alakası var ulan? Bu Kuantum lafına da hastayım. Hepsi o, gizli sırlar vererek bestseller olan abuk kitaptan sonra ortaya çıktı. Kuantum denen olayla ilgili yapılan sallamaların, bir tanesinin Kuantum teorisiyle alakası olması imkansız. Niye mi? Çok basit. Kuantum teorisi atom ve atomaltı dünya için geçerlidir. Belli bir büyüklükten sonra çıkarımları geçersizdir. Yani siz istediğiniz kadar Kayanın orda olmadığına inanın, Kafanız yarılacaktır. Kaynak 1Sonuç olarak, diyelim ki, böbreğinizdeki taş için ekonomi profesörlerinden medet ummak ne kadar mantıklıysa, kişisel gelişim de o derece mantıklı.

Rant
Sektörde manyak bir rant dönüyor. Binlerce TL değerinde eğitimler veren sözde okulların, hiçbir denetimi yok, müfredatı yok, liyakati yok. Kişisel gelişim uzmanı olmak için hiç bir eğitim almanıza gerek yok. Musluk tamircisi bile olsanız, işi kotarırsınız. Üstelik bu eğitimleri veren şahısların, bilimsel olmak gibi bir kaygıları da yok. Kendilerine göre ne doğruysa insanlara onu aşılamaya çalışıyorlar. Yüzlerce TL değerindeki sunumlara giden insanlar de belki o anlığına mutlu oluyorlar ama, nedense aradan zaman geçtikten sonra verilen ezoterik öğretilerin neden hiç bir işe yaramadığını görüp şaşırıyorlar. Hah! Zamanında Cem Yılmaz bayağı dalga geçmişti. Mutluluk nerde? İçimizde muhabbetiyle. Ama boşalan nedense cepler oluyor. Asıl aldığım ders ise şuydu: İnternet üzerinden para kazanmanın kolay yolu gibisinden bir kitap satın almıştım. Kitabın iç sayfalarına baktım, ilginç gibi geldi. Eve gelip ön sözü okuduğumda, yazıların her kelimesi birer tokat olmuş suratımda şaklıyordu: Mealen şöyle diyordu kitap: "Efendim, internetten para kazanmak çok kolaydır, işte biz bu kitabı bütün mail listemizdeki kişilere internetten para kazanma yollarını sorarak ve onlardan gelen cevapları yazarak 6 saatte yazdık, Siz de aldınız…"
İyi dersti…

Hep aynı teraneler
Genellikle bu tarz kitaplarda aynı olan muhabbet şu:
1.Sağ beyin Sol Beyin Farkı: Bu konudan bilim adamları bile tam olarak emin değiller. Kimi inanın solak, kimi insanın sağlak olması gibi beyin loblarında da bazı farklılıklar mevcut. İyi de, bunu bilmel ne halta yarıyor? Şöyle söyleyeyim: İşte kitabımız o kadar bilimsel ki, beyni bile yedik içtik, ya da sizin öyle sanmanızı istiyoruz.
2. Beynimizin %10'unu kullanıyoruz, gerçek kapasite için kitabı okuyun: Yine beyinden gidiyoruz. Burada Einstein'in beyninin % 15, %30 gibilerinden bir oranda kullandığı da söylenir. Neyse ki bu olayın sırrı bilim adamları tarafından biraz aydınlatıldı. Yahu biraz bile fizik bilen insan bunu anlayabilir. Koşmuyorsanız, beynininizin ilgili bölümü çalışmaz. Beklemede kalır. Siz hiç evimin %10'unu kullanıyorum şu anda diye hayıflanan birilerini gördünüz mü? Aynı anda hem mutfağı, hem lavaboyu, hem mikrodalga fırını, hem duşu, hem de ütüyü çalıştırın bakalım ne oluyor?
3. Kendini tanı ve Huzur içimizde: 2400 yıllık bir söz ve felsefi olarak bir halt bilmeyen yazarların üzerinden çeşitlemeler (Ve sallamalar) yaptığı bir çıkarım. Ya bunu okuyan insan hiç mi bu işin pragmatik yönünü düşünemez yahu? Ne demek kendini tanı? E ben bunca yıldır yaşıyorum? Kendimi tanıyamıyor muyum? Demek ki ben daha kendimi bilmiyorum gibisinden bir sürü, otomatik olmusuz düşünce (Bkz. Bilişsel Psikoterapi: Merak eden okusun) jeneratörü olan bu cümle de insanları kitabı sonuna kadar okumaları için mutsuz hissetiren anahtarlardan da birisidir. Huzur içimizdeyeyse girmek bile istemiyorum.
4. Çakralar, Biyoenerji, Aura, Reiki, Nörolinguistik Programlama, Kuantum Olumlama: Gibi fiyakalı görünen kelimelerin ise hiç biri, bilim olarak tanınmıyor. Tamamı sözde bilim olan bu konulardan en ünlüsü ve en para getireni olan NLP, içlerinde en komik ve en tırt bulduğum sözde bilim. Hiç bir kontrollü deneyle ispatlanmamış olan NLP, bilim olarak, hiç bir şey yapmadan nasıl para kazanılır konusunun da başlı başına bir cevabı aslında. Mantık aşağı yukarı şöyle: Nasıl bilgisayarlar programlanıyorsa beynin de bir dili vardır ve beyin de programlanabilir. Mesela, örneğin büyük liderlerle devamlı bir arada bulunarak, onları kopyalayarak, büyük bir lider olabileceğinizi söyler NLP.İyi de insan beyni, bilgisayarın mantığıyla neredeyse zıt bir şekilde çalışıyor. İnsan robot değil ki, bir şekilde programlansın, kişiliği belirli yöntemlerle değiştirilsin. Ha, cemaatlerde, terör örgütlerinde beyin yıkama var, o ayrı. Ancak oradaki amaç Tek tip, kendi özgün düşüncesi ve karar verme yetisi olmayan, ruhsuz ve emre itaat eden zombiler yaratmak. Bunun sonu da, tüm kişiliğin neredeyse silinmesidir. Mesela terör örgütü veya tarikat üyelerinin fotoğraflarına bakın: Donuk ve anlamsız bir ifadeyle bakarlar. Bunun temelinde, beyni yıkanan insana, bir bebeği bile gözünü kırpmadan öldürebilme hissizliğini verebilmektir. Bi dakika ya? Yoksa? NLP? Aman Allahım! Bunlar da genel olarak, sürekli insanları inanılmaz bir para ve tüketme hırsıyla programlayan ya da hiçbir şeyi sorgulamamalarını isteyen kapitalist veya baskıcı totaliter sistemlerin taktikleri. Uyanık olmak lazım.

Reiki, Çakra, Aura konularına gelirsek, Diyanetin bunların din olduğuyla ilgili bir açıklaması vardı. Evet aynen katılıyorum. Uzakdoğu, Japon, Çin tarzı animizmin uzantıları olan bu akımlar, din olmalarının yanı sıra, batı da da insanları uyutmak ve cebindeki paraları boşaltmak için çatır çatır kullanılıyor. Reiki master olma eğitimleri vs. vardı, binlerce dolar. Başka bir kitapta da insan aurasının nasıl görüleceğini okumuştum. Orada da bir kişiye gözünüzü ayırmadan bakın, etrafında haleler oluşur yazıyordu. İyi de bu aura değil ki, göz yorulması. O zaman ben kaç saatir bilgisayarın aurasını görüyorum, yeşil olmuş.Çakra, bioenerji gibi muhabbetlerde varolan enerji akışını da halen kimse çözebilmiş değil. Hani MR'da falan gözükse de anlasak. O da yok.

Zararlar
Hiç tıptan anlamayan birisinin vereceği tavsiye ile durumunuzu düzeltme ihtimalinizi o kişinin ellerine terkediyorsunuz. Örneğin bazı kişisel gelişim kitaplarında psikiyatrik ilaçlar yerden yere vurulmakta, fakat bunları okuyup, ilacını kullanmayıp intihar eden veya cinnet getiren insanlar da kayıtlara geçmiş. Ha, bu arada ilaç taraftarı olduğum sanılmasın. Ancak tamamen karşı da değilim. Doktorların her önüne gelene, terapi ve düzenli bir tedavi önermek yerine 5 dakikada ilaç yazıp göndermelerini de doğru bulmasam da bu başlı başına ayrı bir yazı konusu.Kitaplarda yazan bi çok düşünce aslında ruhen kendileri de hasta olan yazarların yaptıkları, bilişsel çarpıtmalar oluyor genellikle. Dileyen internette "Bilişsel Çarpıtmalar" yazıp, ilk çıkan linke tıklayabilir. Kaynak Ancak en basitinden "Mutlu olmak için şunu ve şunu yapmalısınız" diyen bir yazar, ne kadar iyi niyetli olsa da meli, malı çarpıtması adı verilen çarpıtmayı yaparak okuyucusuna zarar vermektedir.Psikologum.com'da bu çarpıtma şöyle yer almış:
Meli malı ;
Kendimize bazen ağır görevler yükleyen cümlelerdir, insan bunu kendi kendine söylemeye başladıktan başka seçeneğin kesinlikle olmaması ve ardından gelen çaresizlik düşüncesine kapılabilir.Gerçekte bir çok durumun yeni veya farklı seçeneklerini istediğimiz zaman bulabiliriz seçeneksizlik gerçektende en son durumun bu olduğu anlamına gelir.”Bu sınavı kazanmalıyım” dediğimizde güzel bir motive edici cümle gibi görünse de bunu içten söyleyen bir öğrenci için son derece stres yaratıcı bir durum olabilir. sonuç olarak sınav kaygısı yaratıp sınavda beklenen başarının çok altında bir başarı gösterebilir, çünkü bu çarpıtma başka seçenek yoktur ve gelinen son nokta budur anlamını taşır. Kaynak
İyilik ve kötülük ile ilgili düşünceler de yine aynı mantıksız çarpıtmaların esiri oluyorlar genellikle. Yazarı hristiyan evangelist bir kiliseye mensup yazar için kötülük ve iyilik kavramı farklı iken, çok ünlü bir CEO tarafından verilen kendini gerçekleştirme ipuçlarındaki iyilik ve kötülük kavramları çok farklı olabiliyor. Buradaki çarpıtma da bilişsel psikoterapi'de etiketleme adı verilen çarpıtma türüdür.
Bu çarpıtmaların ne zararı olabilir? Son derece iyi (ya da kötü) niyetlerle verilmiş altın öğütler, darb-ı meseller, karşılaştırmalar, zorlamalar, iyilik ve huzur formülleri, liderlik koşullanmaları insanları depresyona sokabilir, onları gereksiz yere mutsuz edebilir ve zorlayabilir. Sihirli formülleri uyguluyorum ama hiç bir şey olmuyor, diyen naif bir insanın boş yere kendini suçlaması da o kişi için çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
Sonuç olarak
Bu güne kadar, koşulları ağırlaşan, sorunları artan modern insanın basit sorunlarına anlayabileceği cevabı veremeyen, ona istediği sıcak ilgiyi göstermeyerek ona kendini kobay gibi hissettiren bilim de, bilimin konusunun dışında kalan inanç ve iç huzur ile ilgili konularda onu çelişkisiz bir mantık ile tatmin edemeyen felsefe ve din de ve kolaya kaçıp, kendini rahatlatacak en ufak süslü söze ve övgü dolu nasihatlere atlayıp, hiç bir şeyi sorgulamayan ve körü körüne inanan kişi de aynı ölçüde bu şarlatanlığın yükselmesinde sorumluluk sahibidir. Günümüzün internete ve kitle iletişim araçları sayesinde ufku gelişen, ancak sosyalleşmesi küçülen insanı, tehditler karşısında koruyacak olan en önemli şey, kendi aklı, en kesin gerçekleri sorgulamasını sağlayan şüphe duygusudur. Okudukça aldanan insan, bu girdaptan ancak okudukça kurtulabilir.
Bazı Notlar:
Not 1: Bilişsel psikoterapi olayını araştırmanızı tavsiye ediyorum. Bazı konularda cılız da olsa felsefe de ilginç bakış açıları sunabiliyor. Kafanız karışır diye korkmayın. Sabit fikirli olmaktan iyidir.
Not 2:
Arkadaşlar, Selânik’te Hürriyet Meydanı denilen bir alan vardır, tanınmış bazı yerler de alanı çevirir: Olimpos Palas, Kristal, Yonyo, vesaire… Bir gece Yonyo’nun mahşer gibi kalabalık, büyük salonunun bir köşesinde ufak merdivenle çıkılır, özel bir oda olduğunu duydum ve oraya çıktım. Ufak, hoş bir salondu ve ağzına kadar doluydu. Salonda bir masaya yaklaştığımı hatırlarım; bu masada ihtilâlci kişiler varmış. Rakı ve bira içildiğine dikkat ettim. masada bulunanlar çok yurtseverce konuşuyorlardı. İnkılâp yapabilmek için büyük adam olmaktan söz edilmekteydi. Herkeste büyük adam olmak isteği vardı. Ancak büyük olabilmek için insan nasıl ve kimin gibi olmalı?
İçlerinden biri bağırdı: “Cemal Paşa gibi olmak isterim!..” Sofrada bulunanların hepsi: “Bravo, dediler, Cemal gibi…” Sonra hiçbirini yakından tanımadığım bu kişiler hep birden bana döndüler. Ben durgun ve sabit bakışla kendilerine baktım. Benim tavrımdaki ve durgunluğumdaki anlama dikkat eden yoktu. Benim onlardan daha çok, her gün ve her gece görüşmekte olduğum Cemal Bey hakkındaki görüşlerini doğrulamamı bekliyorlardı. Ben bilmem neden, bu kişileri tatmin edecek bir işarette bulunamadım. Ancak içimden şu düşünceler geçti: Bir adam ki, büyük olmaktan söz eder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki ülkeyi kurtarmak için önce büyük adam olmak gerekir der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca ülkenin kurtulamayacağı kanısında bulunur, bu adam değildir.
Böyle düşünürken sofra arkadaşlarımı memnun edemediğimi hissettim. Hiç kuşku etmem ki bana ait kararları olumsuz olmuştur ve bu kararlarını ölçülü bir biçimde anlatabilmek için demiş olsalar gerekir ki:
- Bu deneyimsiz efendi, galiba kendini o kadar büyük görüyor ki ve bu nedenden görüş çerçevesi o kadar daralmıştır ki artık büyüklüğü göremez duruma gelmiştir. Bu adam arkadaşımız olamaz.
O gece, o sofranın mahmurluğu çevresinde iki görüş ortaya çıktı:
Birinci görüşe göre, önce büyük adam olmak, sonra ülkeyi kurtarmak gerekir. Diğer görüşe göre, büyük adam sözle olmaz, önce ülkeyi kurtarmalı, ondan sonra da büyüklük söz konusu değildir.
Arkadaşlar, size bu hikâyeyi bugünkü duygumla, bugünkü deneyimimle söylemiyorum. “Yonyo”nun özel odasındaki izlenimlerimin bana verdiği düşünce bu idi.-Bir gün Cemal Bey, Selânik gazetelerinden birine imzasız bir başımakale yazmış, beraber çalıştığımız daireden çıkıp tramvaya binmiş, Olimpos’a gidiyorduk. Cemal Bey’in elinde o gazete vardı, bana uzatıp dedi ki:
- Bu başmakaleyi okudunuz mu?
- Hayır.
“Oku…” dedi.
Okudum. “Nasıl?” diye sordu.
- Sıradan bir gazetenin sıradan bir yazısı dedim.
- Amma yaptın ha, bunu ben yazdım.
Cevap verdim: “–Affedersiniz, bilmiyordum, yazmamış olmanızı dilerdim”. Ve ekledim: “Cemal Bey, şu ve bu biçimde siz birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir değeri ve önemi yoktur. Siz içinde bulunduğunuz durumu değerlendiriniz. Ve önce kabul ediniz ki, biraz özverili olmak gerekir. Eğer şunun, bunun düşüncelerinden güç almak için, durumunuzu bilmem ama geleceğiniz çürük olur. Çünkü bizim henüz gerçekle hiç karşılaşmamış geniş çevrelerimiz vardır. Bu çevrelerde henüz acemice hayaller ile dolu olanlar çoktur. Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin, herkes senin karşında bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen buna dayanmayacaksın. Önüne sonsuz engeller yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız ve bir hiç düşünerek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.”Cemal Bey sözlerimi sessizce dinledi, bana hak verdi. İmzasız makalesini eleştirdiğim için ortaya çıkan üzüntüsü sona ermiş göründü. -Atatürk
Son olarak: Link
Comments(0)







