Yaz Kokusu 2

Kalbindeki kırıklığı bir buzdağı olan,
Erisin usul usul, dağılsın yavaş yavaş

Duvardan düşen kırık bir zar, avcunda kaybolan bir damla,
Yenecek ne bir maç var, ne de bitecek bir soğuk savaş

Ufku saran canavar kara buluttu üzerimize gelen,
Sana göğün güneşli tarafı düştü, bana duman

Derken açıldı yine gökyüzü bulutların arasından,
Ve yine göründü güneş korkusuzca

Utanmadan saldı ışığını yüzünü ısıtan,
Gökten düşen bir damlaydı sanki

Sonra kesilen yağmurun ardından,
Duyulan toprağın kokusuydu biten bahar

Kaybolan aralığın arasından geldi o yine,
Her yanı saran yaz kokusu

Yanan alevler üşüştüler teker teker,
Sildiler geçmişi, kül ettiler birer birer

Farkında olunmayan, anlaşılmayan bir keder,
Yabancı bir dilden yabancı kelimelerdi dudaklara

Ve yine yabancı olsa da gözlerin,
Yine dolacak belki bir zaman sonra

Ama deniz çağırıyor bulutların arkasından,
Ve  yaz geliyor sessiz sessiz

28 Nisan 2012 00:09

Anayasa Hakkında

Bildiğiniz gibi doğanın karşısında çaresiz olarak ortaya çıkan insan, doğaya ilkel dayanışma ve iş bölümü sayesinde galip gelmiştir. Tek başına üstesinden gelemeyeceği doğal olaylar, avlanma, beslenme gibi konularda amaç için mücadele ederken el ele veren insanoğlu, birlikte yaşamaya ve yardımlaşmaya başlamıştır. Tarım devrimi ile birlikte doğaya hükmederek, beslenmek için arazileri işleyerek, ona sahip çıkarak özel mülkiyet ve emeğin bölüşümünü ortaya çıkarmıştır. Ağalar, derebeyleri, feodal üretim ilişkileri ve daha ötesinde büyük krallıkların büyük arazilerini işleyen kölelerin, serflerin beslediği toplum, keşifler, bilimsel ilerlemeler ve alışverişin gelişmesiyle, serbest ticaret sistemine geçmiştir. Bir iş yeri sahibinin kaç eleman çalıştıracağını, insanların dilediğince emeklerini satamadıkları, krallık ve aristokrasi sistemi dünyada Fransız devrimi ile birlikte son bulmuş, bunun yerine ulusların kendi kendilerini yönettiği ulus devletler ve Kapitalist sistem ortaya çıkmıştır.

Aydınlanma ve pozitif bilimlerin gelişmesi ile birlikte din kurumu toplumsal yaşamda, orta çağdaki egemenliğini sürdüremez hale gelmiş, ve maddesel dünyaya hakim olmaya çalışmak yerine, insanların inanç dünyalarındaki, kalplerinde ve vicdanlarındaki gerçek yerini bulmuştur.

Ücretli emekçinin, köle veya serften daha verimli olması nedeniyle, dünyada kölelik kalkmış, daha çok çalışana ihtiyaç duyulması nedeniyle kadınlar çalışma yaşamına katılmış, kadın ve erkekler arasındaki eşitsizlikle giderek azalmaya başlamıştır.

Ücretli işçinin iş günü saatlerini sınırlayan yasalar nedeniyle ortaya çıkan verimlilik ihtiyacını karşılamak üzere makine otomasyonuna geçilmiş, bunun devindirici gücü olan buharın etkin kullanılmasıyla sanayi devrimi ortaya çıkmış, ulusun ihtiyacından çok daha fazla malı çok daha ucuza üretebilmek kolaylaşmış, hammadde ve elde kalan bu mallara yeni pazarlar ihtiyacı doğmuş, bunun sonucunda sermaye güçleri önce birbirleri ile savaşarak iki dünya savaşında milyonları yıkıma sürüklemişler, daha sonra da işbirliği yaparak uluslararası büyük sermayeyi oluşturmuşlardır.

Bu yeni ve muazzam sermayenin tek amacı vardır. En aşırı miktarda ürünü, en ucuz maliyetler ve en çok karla üretmek, bunu en fazla kişiye satarak maksimum karı elde etmektir.

Tüm bu uzun sözlerle varmak istediğim nokta şurası: Bugün son 10 veya 20 yıldan beri tüm dünyada yükselen bir durum var.

2008 yılı aralık aynıda yayınlanan bir haber şöyle diyor. "Eylül başından bu yana en fazla işten çıkarma, 24 bin 600 kişiyle Kuzey Amerika’da faaliyette bulunan bilişim şirketi Hewlett-Packard’da oldu." 24 bin 600 kişi, sadece tek bir şirket tarafından işten çıkarılmış. Bir şirketin en büyün maliyeti işçi maliyetidir doğru. En iyi performans değerlendirmeleri bile kullanılsa, her ay aynı maaşı ödemek zorunda olunan, en büyük maliyet kalemidir. Bir hesap uzmanı olarak bunu siz benden daha iyi bilirsiniz.

Aynı şirket 2011 yılında 1.2 milyar Dolar yatırım yaptığı mobil ürün bandını kapatarak, yazılıma yöneleceğini açıkladı.

Sadece HP değil, onun gibi IBM ve bir çok şirket elle tutulan ürün bantlarını kapattı, veya marka üretim haklarını devrettiler. Üretim yapan işçilerini işten çıkardılar. Üretimlerini işçi maliyetlerinin 2000 dolar yerine, çok düşük olan Çin, Vietnam, Tayland gibi ülkelere taşıdılar.

İşçi çıkardılar, fabrika kapattılar. 2000 dolara ürettirip 500 dolar kar ettikleri bilgisayarı ucuza ürettirip 800 dolara ürettirip 1700 Dolar kar etmeyi tercih ettiler.

Bilgisayar Tayland'da, Gitar Meksika'da, Kot pantolon Türkiye'de üretilmeye başlandı.

Fakat ürettikleri 2500 Dolarlık bilgisayarı kimin alacağını hesap etmediler. Devasa üretim kapasitesiyle, yenilik ve gelişmeyle malların fiyatları ucuzladı. Bugün zamanında 5000 dolarlık bilgisayar 500 dolara alınabiliyor. Ama bu gelişmeyle beraber, işsizlik ve insanların borçları da arttı. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen, emeklilik primlerini, mortgage'sini ödeyemeyen insanların yeni bir cep telefonu almaya kaynakları yoktu. Telefon satılmadı, firma kar edemedi, telefon bandını kapattı.

2008 yılındaki dünya ekonomik krizini insanların açgözlülüğüyle, türev yatırım araçlarının yanlışlığıyla açıklamaya çalışmak, gerçeği saklamaktan başka bir şey değildir. Borç krizine giren, iflas edecek olan bankaların devlet tarafından kurtarılması ile birlikte dünyada serbest piyasa ekonomik sistemi çökmüştür. Yaşanan kriz sadece, yaşanacak olan krizler zincirin halkasıdır.

Günümüz dünyası ve toplumunu eski sosyolojik tezler veya 50 ya da senelik 500 senelik düşüncelerle açıklamak mümkün değildir. Günümüz koşulları farklı şeyleri bilmeyi gerektirir. Bugün dünyada bir mesajın, dünyanı öbür ucuna varması, insan gözünün açılıp kapanmasından daha kısa zamanda gerçekleşiyor. Dünyanın herhangi bir yerinde, internete erişimi olan bir kimse, bir konuda bilgi sahibi olmak istese, 15 dakika araştırma yapması yetiyor. Yani bugün ben hiç bilgim olmayan marangozluğu öğrenmek istesem 2 ayda konu hakkında işe yarar bir eser üretecek tecrübeyi elde edebilirim.

Youtube yasağını hatırlıyoruz. Bir yunanlı kişinin Atatürk'e hakaret etmesi sonucu, youtube sitesi yıllarca kapalı kaldı. Ben dünyada devlet başkanlarına hakaret etmenin yasal olarak suç sayıldığına inanıyordum ama iş öyle değilmiş. Atatürk'ü severim. İdeallerine de saygı duyarım. Kişisel olarak örnek aldığım bir insandır. Hakkında yazılanların çoğunu, kendi yazdıklarının neredeyse tamamını okudum. O yüzden yapılan saygısızlığa içerledim. Sonra da videoları kaldırmayan youtube'a da kızdım açıkçası. Ama bir soru aklımı kurcalamaya devam etti gerçekten. Youtube videoları neden kaldırmıyordu? Haklı bir gerekçesi var mıydı?

Sebep Türk düşmanı oldukları veya Yunan aşığı olmaları mıydı? Yoksa Israil'le sorun yaşayan Türkiye'ye yardımcı mı olmak istemiyorlardı?

Konuyu biraz araştırdım. Ve çok şaşırdım. Youtube ve bağlı olduğu Amerikan Yasaları diyor ki. Bir ölüye ait olan bütün haklar kendisiyle beraber ölmüştür. Ölü kendisini savunamaz.

Bu yüzden bir kişi ölüye ne derse desin bu ifade özgürlüğü içindedir.

Biraz daha araştırdığımda hakaret davası olayının batı'da bizimki kadar yaygın olmadığını gördüm. İki kişi arasında bile olsa, konu hakim takdirine bağlı oluyor ve genellikle söylenen 'Böyle bir dava açmayı düşünüyorsan, kaybetmeye hazırlan.'

Bugün artık sansür diye bir şey de mümkün değildir. 22 Kasım'da internete konan filtreyi 14 yaşındaki bir çocuk hiç programlama bilmeden 5 dakikada alt edebilir. Bugünün dünyasında sakıncalı düşünce, zararlı, modası geçmiş düşünce gibi kavramlar mülgadır.

Dolayısıyla Arap toplumu da, Amerikan toplumu da, Rus toplumu da artık az da olsa bir şeylerin farkına varmaya başlamıştır. Bir kaç ay önce New York'ta Wall Street'te durumu kendi gözlerimle gördüm. İyi durumda olan insanlar bile iş arıyorlar. Kriz geçmiş değil.

Ülkemizde ise 12 Eylül 1980 insanların yeni düşünceler üreten damarını kurutmuş. İnanın, etrafımdaki hiç kimse beni şaşırtmıyor. Beni şaşırtacak şekilde yeni bir şey söyleyen insanlara rastlayamıyorum. 1970'li yılları yaşamış bir yakınıma, neden en güzel filmler, kitaplar, şarkılar 70'li yıllardan diye sorduğumda, 1961 anayasasının sağladığı özgürlükçü düşünce ortamının insanları şevklendirmesi şeklinde cevap vermişti.

Amerika'da krizi görece yaşamayan tek sektör bilişim sektörüdür. Bunun sebebi 'Inside Job' adlı belgeselde de belirtildiği şekilde, iyi eğitimli, yüksek kaliteli iş gücü, özgür düşüncenin ve icat etmenin desteklenmesi, bürokrasinin azlığıdır. bugün Google, Facebook, Twitter, Linkedin vs. gibi internet devlerinin, Microsoft, Apple gibi yazılım ve bilgisayar firmalarından neden bir tanesi bile Türkiye'den çıkmıyor?

Ben bunun cevabını ifade özgürlüğünde görüyorum. Bilgi ve yenilik yapma gücünde görüyorum. Çünkü bu biricik kaynaklar, maliyetlerinden dolayı yurtdışında üretimi yaptırılamayacak kaynaklardır. Bu yüzden Apple Bilgisayar Amerika'da tasarlanır, Çin'de üretilir.

Dolayısıyla bugün bir ülke önümüzdeki yüzyılı düşünüyorsa özgür ve yenilikçi düşünce kaynaklarını artırmalıdır. Yeni anayasa bireylerin potansiyellerini ve onların mutluluğunu amaçlamalıdır. Onların açlık, fakirlik, geçim sıkıntısı, gelecek korkusu, depresyon, intihar, mutsuzluk, bocalama içerisinde kendi vasıfsız emek güçlerini satan makineler olarak değil, mutlu, kendine ve başkalarına güvenen, bürokrasiyle bocalamayan, sen benim kim olduğumu biliyor musun sözüyle karşılaşmayacak, farklılıkların saygı görerek özel ilgi ve özen gördüğü bir ülke hedeflenmelidir.
En büyük önem insan hakları ve ifade özgürlüğüne verilmelidir.

En önemlisi eğitim sisteminin amacı bireylerin bilgilerini artırmak değil, onların bilmediklerinin farkında olmalarını ve bilgiyi ulaşmalarını, özgürce yorumlamalarını hedefelemelidir.

Şiddet, nefret veya hırsızlık gibi suç unsuru oluşturan her türlü faktörün, eylem ortaya çıkmadan önce önlenmesi cezalandırmadan daha ekili olacaktır. Bu yüzden cezalandırıcı, soğuk, bürokratik bir devlet cihazı yerine, sorunların oluşmadan önce, yardımlaşarak, imece ile daha etkin bir şekilde çözüldüğü, sevginin anayasası yazılmalıdır.

Bugün çocukken okuduğumuz hayat bilgisi kitaplarında kalan komşuluk gibi imece kavramı da kriz sonrası ekonomi için ciddi bir alternatif haline gelmiştir. Bilgisiyar Mühendisi olduğumdan bilişim alanından vereceğim iki örnek çok önemlidir. Açık kaynaklı yazılımlar sayesinde etkin kaynak kullanımı ve düşen maliyetler nedeniyle, bir kaç yıl önce IBM firması, insanların imece ile ürettikleri bu tarz yazılımlara bir milyar doların üstünde hibe ve yardım yapmıştır. Aynı şekilde bildiğiniz gibi Vikipedia adlı imece ile üretilmiş kütüphane dünyada kaynaklara erişemeyen insanlar için umut olmuştur ve milyarlarca insan tarafından kullanılmaktadır.

Aynı zamanda elektronik sistemlerin etkin ve güvenli kullanımı sayesinde örneğin Garanti Bankası'ndan güvenle her gün binlerce kişi para gönderebiliyorsa, aynı şekilde elektronik sistemler, temsili demokrasiden bizi doğrudan demokrasiye daha çok yaklaştıracaktır, ve bir gün insanlar gerçekten kendi kendilerini yönetme imkanına erişeceklerdir.

Ekososyalist Bir Manifesto

Link

Joel Kovel , Michael Löwy
(21.12.2005)
GİRİŞ

Bu ekososyalist manifesto fikri, 2001 yılının Eylül ayında Paris yakınlarındaki Vincennes’de ekoloji ve sosyalizm üzerine yapılan bir seminerde Joel Kovel ve Michael Löwy tarafından ortaya atıldı. Hepimiz Gramsci paradoksunun kronik bir örneğinin sıkıntısını çekiyoruz: Eski düzenin gitmekte olduğu (ve uygarlığı beraberinde götürdüğü) ama yenisinin yerine gelmediği bir zamanda yaşıyoruz. Ama en azından bu ilan edilebilir. Üzerimize çöken en ağır gölge ne terör, ne çevrenin tahribatı ne de küresel resesyondur. En ağırı, kapitalist dünya düzenine olanaklı bir alternatifin olmadığını ileri süren içselleşmiş kaderciliktir. Ve biz de, şu andaki kaygı verici uzlaşmayı ve pasif kabullenmeyi kasıtlı olarak reddeden bir dilin bir örneğini kurmayı istedik.

Bununla birlikte bu manifesto, ekososyalizm henüz bir hayalet olmadığından ve herhangi bir somut parti ya da hareketin temelini oluşturmadığından, 1848’deki gözüpeklikten yoksun durumdadır. Bu manifesto yalnızca, mevcut krizi ve onu alt etmek için gerekli koşulları okumaya dayalı bir akıl yürütme hattıdır. Her şeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Aksine, amacımız diyaloga, tartışmaya, düzeltmelere; her şeyden önce de bu düşüncenin nasıl daha iyi idrak edileceğine dair bir kavrayışa yol açmak. Küresel sermayenin kaotik dünyasında sayısız direniş noktası kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yapıları gereği, bunların birçoğu içerik olarak ekososyalisttir. Bunlar nasıl bir araya getirilebilir? “Ekososyalist bir enternasyonal” tasavvur edebilir miyiz? Hayalet ortaya çıkarılabilir mi?

MANİFESTO

21. yüzyıl bir felaket belirtisi üzerinde açılıyor: Eşi benzeri görülmemiş bir ekolojik çöküş; ve gezegenin geniş bölgelerine (yani Orta Afrika, Ortadoğu, Güney Amerika’nın kuzeybatısı) kangren gibi yayılan ve tüm uluslarda yankısını bulan düşük yoğunluklu, parçalara ayırıcı savaş kümeleriyle ve terörle kuşatılmış kaotik bir dünya düzeni.

Bizce ekoloji krizleri ve toplumsal çöküntüler birbirleriyle yakından ilişkilidir ve aynı yapısal güçlerin değişik görünümleri olarak değerlendirilmelidir. Ekoloji krizleri büyük ölçüde, yeryüzünün ekolojik istikrarsızlığı zaptetme ve bu istikrarsızlığın etkilerini azaltma kapasitesini aşan dizginsiz sanayileşmeden kaynaklanıyor. Toplumsal çöküntüler ise, yolunun üzerinde duran toplumlarda sebep olduğu parçalayıcı etkilerle beraber emperyalizmin küreselleşme olarak bilinen biçiminden kaynaklanıyor. Üstelik bu temel güçler aslında aynı eğilimin değişik görünümleridir ve bunlar bütünü hareket ettiren esas dinamik olarak görülmelidir: Dünyadaki kapitalist sistemin yayılması.

Bu rejimin vahşiliğini örten hafifletmelerin ve propaganda amaçlı yumuşatmaların tümünü reddediyoruz: Sebep olunan ekolojik maliyetlere yeşil dostu gibi bir süs verilmesi, demokrasi ve insan hakları adı altında beşeri maliyetlerin gizlenmesi. Bunun yerine, sermayenin gerçekten ne yaptığını gören bir bakış açısından, ısrarla sermayeye odaklanmanın üzerinde duruyoruz.

Doğaya ve onun ekolojik dengesine dayanarak hareket ediyormuş gibi yapan rejim, kârlılığı sürekli genişletme zorunluluğuyla beraber, ekosistemleri dengeyi bozucu atıklarla karşı karşıya bırakıyor, organizmaların gelişmesini sağlamak için milyarlarca yıl boyunca evrim geçirmiş olan habitatları yok ediyor, kaynakları çarçur ediyor ve doğanın duyulara hitap eden canlığının yerine sermaye birikimi için gerekli olan kaba bir değiş tokuş edilebilirliği koyuyor.

Kendi kaderini tayin, topluluk ve anlamlı bir varoluş doğrultusundaki gereklilikleriyle beraber insanlık cephesinden baktığımızda, sermaye dünyadaki insanların çoğunu salt bir emek gücü deposuna çevirirken geriye kalanların büyük kısmını işe yaramayan baş belaları olarak bir kenara atar. Sermaye, tüketimcilik ve depolitizasyondan oluşan küresel kitle kültürü yoluyla, toplulukların bütünlüğünü ihlal etti ve bu bütünlüğün altını oydu. Servet ve güç eşitsizliklerini insanlık tarihinde görülmemiş bir düzeye getirdi. Yozlaşmış ve körü körüne itaat eden bağımlı devletler (buradaki yerel elitler bastırma görevini yürütürlerken ılımlı kimseleri bu eziyetten esirgediler) ağıyla yakın ilişki içinde hareket etti. Kapitalist merkeze itaati sağlamak amacıyla devasa bir askeri aygıtı beslerken, çevrenin özerkliğini ortadan kaldırmak ve onun borç batağına saplanmasına neden olmak için Batılı güçlerin ve süper güç ABD’nin kapsamlı gözetimi altında, bir ulusötesi örgütler ağını harekete geçirdi.

Mevcut kapitalist sistemin, yarattığı krizlerin üstesinden gelmek şöyle dursun, bunları düzenleyemeyeceğini düşünüyoruz. Bu sistem ekolojik krizi çözemez çünkü bunu yapmak birikimin önüne sınırlar koymayı gerektiriyor, bu da “Büyü ya da Yok Ol” kuralı üzerine kurulu bir sistem için kabul edilemez bir seçenek. Bu sistem terörün ve şiddete dayalı diğer isyan biçimlerinin yarattığı krizi de çözemez çünkü bunu yapmak imparatorluğun mantığını terk etmek anlamına gelir, bu da büyümeye ve imparatorluğun sürdürdüğü “yaşam biçiminin” tamamına kabul edilemez sınırlar koyar. Sistemin geriye kalan tek seçeneği kaba kuvvete başvurmaktır; bu yolla da yabancılaşmayı artırır ve daha fazla terör tohumu … ve daha fazla kontr-terörizm tohumu eker, böylece faşizmin yeni ve ölümcül bir çeşidine evrilir.
Kısacası kapitalist dünya sistemi tarihsel olarak iflas etmiştir. Sistem, alışması imkansız bir imparatorluğa dönüşmüştür ve onun aşırı büyüklüğü, altında yatan güçsüzlüğü ifşa etmektedir. Ekolojinin diliyle, son derece sürdürülemezdir ve temelden değiştirilmelidir, hatta, yaşamaya değer bir gelecek istiyorsak yerine yenisi konmalıdır.

Böylece, vaktiyle Rosa Luxemburg’un ortaya attığı yalın seçenek tekrar gündeme geliyor: Ya Sosyalizm Ya Barbarlık! Şu anda barbarlığın yüzü de, yaşanmakta olan yüzyılın damgasını taşıyor ve ekolojik felaketi, terör ve kontr-terörü ve bunların faşist yozlaşmalarını tasvip ediyor.

Ancak neden sosyalizm? Onun 20. yüzyıldaki yorumcularının kusurları yüzünden sözüm ona tarihin çöp tenekesine atılmış bu kelimeyi canlandırmak neden? Sadece şu sebepten: Ne kadar yenilgiye uğramış ve gerçekleştirilememiş olsa da, sosyalizm kavramı hâlâ sermayenin yerine geçmeyi temsil ediyor. Eğer sermaye yenilgiye uğratılacaksa (ki bu, uygarlığın kendini sürdürmesi için aciliyeti olan bir iş) netice ister istemez “sosyalist” olacaktır çünkü bu terim kapitalizm sonrası bir topluma geçişi belirtir. Eğer sermayenin kesin olarak sürdürülemez olduğunu ve yukarıda ana hatları çizilen barbarlığa dönüştüğünü söylüyorsak, o zaman sermayenin yol açtığı krizleri alt edebilecek bir “sosyalizm” inşa etmemiz gerektiğini de söylüyoruz demektir. Eğer geçmişteki sosyalizmler bunu başaramadıysa ve biz barbarca bir sona boyun eğmeye karşı çıkıyorsak, başarıya ulaşan bir sosyalizm için mücadele etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Luxemburg o tarihî alternatifini dile getirdiğinden bu yana barbarlığın yüzyılımızı yansıtan bir biçimde değişmesi gibi, sosyalizmin adının ve gerçekliğinin de günümüz için uygun olması gerekir.

İşte bu sebeplerden dolayı sosyalizm yorumumuzu ekososyalizm olarak adlandırmayı tercih ediyoruz ve kendimizi bunun gerçekleştirilmesine adıyoruz.

NEDEN EKOSOSYALİZM?

Biz ekososyalizmi ekolojik kriz koşullarında, 20. yüzyıldaki “ilk dönem” sosyalizmlerin inkarı değil gerçekleştirilmesi olarak görüyoruz. Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmler gibi, sermayenin geçmiş emeğin somutlaşmış hali olduğu anlayışına dayanır ve kendisini bütün üreticilerin özgür gelişimine ya da başka bir deyişle, üreticilerin üretim araçlarından ayrılmasını tersine çevirmeye dayandırır. Mevcut kapitalist güçlerin beslediği düşmanlık koşullarında azgelişmişliğin çeşitli etkilerini özetlemek dışında, bu amacın ilk dönemdeki sosyalizm tarafından uygulanamadığını biliyoruz, bunun sebepleri de burada ele alınamayacak kadar karışık. Bu kritik durumun mevcut sosyalizmler üzerinde sayısız kötü etkisi oldu (en önemlisi, kapitalist üretimcilik doğrultusundaki bir rekabetle beraber içerideki demokrasinin reddi) ve nihai olarak bu toplumların çöküşüne ve doğal çevrelerinin tahrip olmasına yol açtı.

Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmin özgürleştirici amaçlarını sürdürür ve hem sosyal demokrasinin yumuşatılmış, reformist hedeflerini hem de sosyalizmin bürokratik biçimlerinin üretimci yapılarını reddeder. Bunun yerine, sosyalist üretimin yolunu ve amacını ekolojik bir çerçevede yeniden tanımlamanın üzerinde durur. Özellikle toplumun sürdürülebilirliği için hayati önemde olan “büyümenin sınırları” konusunda öyle yapar. Şaşırmamak gerekir ki, bunlar kıtlık, sıkıntı ve baskının dayatılması olarak karşılanıyor. Ancak amaç ihtiyaçların dönüşümü ve niceliksel boyuttan uzaklaşılarak niteliksel boyuta doğru keskin bir değişimdir. Meta üretiminin dilinden bu şu anlama gelir: Kullanım değerlerinin değerini değişim değerlerinin üzerinde belirlemek – doğrudan ekonomik faaliyeti temel alan ve geniş kapsamlı bir öneme sahip olan bir tasarı.

Ekolojik üretimin sosyalist koşullar altında yaygınlaştırılması mevcut krizlerin alt edilmesi için uygun bir zemin sağlayabilir. Özgür bir biçimde ortaklık kuran üreticilerden oluşan bir toplum kendi demokratikleşmesini sağlamakla yetinmez. Aynı zamanda tüm varlıkları özgürleştirmeyi ilke ve amaç olarak vurgular. Böylece emperyalist dürtüyü hem öznel hem de nesnel olarak yenilgiye uğratır. Böyle bir amacı gerçekleştirerek bütün egemenlik biçimlerini alt etmek için mücadele eder, özellikle de toplumsal cinsiyet ve ırk konusundakileri. Kökten dinci çarpıklıklara ve onların terör şeklindeki görünümlerine yol açan koşulların ötesine geçer. Doğayla, mevcut koşullar altında tasavvur edilemeyecek ölçüde bir ekolojik uyum içinde bir dünya toplumu öneriliyor. Bu eğilimlerin pratik bir sonucu, örneğin sanayi kapitalizminin ayrılmaz bir parçasını oluşturan fosil yakıtlara olan bağımlılığın yok edilmesi şeklinde ifade edilir. Ve bu daha sonra, petrol emperyalizminin boyunduruk altında tuttuğu toprakların serbest kalmasının maddi temelini oluştururken, ekolojik krizin diğer dertleriyle beraber küresel ısınmanın denetim altına alınmasını sağlayabilir.

Bu tavsiyeler şunları göz önünde bulundurmadan okunamaz: Birincisi, bunların ne kadar pratik ve kuramsal soru ortaya attıklarını; ve ikincisi ve daha cesaret kırıcı olanı, bunların dünyanın şimdiki görünüşünden ne kadar uzak olduklarını (zira mevcut düzen kurumların içine işlemiş ve bilinçlerde yer etmiş durumdadır). Herkesin derhal farkına varması gereken bu hususları ayrıntılarıyla incelememize gerek yok. Ancak bunların kendilerine özgü bakış açısıyla ele alınmaları gerektiği üzerinde ısrarla duracağız. Bizim tasarımız, ne bu yolda atılan her adımı sergilemek ne de sahip olduğu gücün üstünlüğünden dolayı düşmana boyun eğmektir. Tasarımız mevcut düzen için yeterli ve gerekli bir dönüşümün mantığını geliştirmek ve bu amaca yönelik ara adımları geliştirmeye başlamaktır. Bu imkanlar üzerine daha derinlemesine düşünmek ve aynı zamanda bizimle benzer kaygıları paylaşanlarla birlikte faaliyet yürütmeye başlamak için bunu yapıyoruz. Eğer bu savların bir değeri varsa, benzer düşüncelerin ve bu düşünceleri hayata geçirecek pratiklerin tüm dünya yüzeyindeki sayısız yerde birbirleriyle uyum içinde filizlenmesi gerekir. Ekososyalizm ya enternasyonal ve evrensel olacaktır ya da hiç olmayacaktır. Günümüzdeki krizler devrimci fırsatlar olarak görülebilir ve görülmelidir, bunları açığa vurmak ve yaşama geçirmek de bizim görevimizdir.

Paris, Eylül 2001
Çeviren EMRE ERGÜVEN

Bu belge şimdiye kadar Fransızca, İspanyolca ve Japonca’ya çevrildi ve halen tüm dünyada dolaşıyor. Eğer burada ileri sürülen görüşü destekliyorsanız ve Manifestoyla ilgili son gelişmelerden haberdar olmak ve/veya gelişimine katkıda bulunmak istiyorsanız jkovel@prodigy.net ya da WSeasby@cs.com adreslerine bir e-posta gönderin. Teşekkürler.

Gelecek dergisinin Aralık 2005 sayisinda yayimlanmiştir.

Clothes, Classes & Gender Difference Throughout History

Download PDF

Mutlu Tevfik Koçak
Sabanci University

Abstract

Why women’s clothes have buttons on the left? Why men’s clothes aren’t so dressy as women’s?

Why male babies clothes are blue? In this paper is asserted that differences between two gender’s clothes are set by their living habits directly depending on their society’s historic period, patriarchal or matriarchal position, distribution of genders by jobs, value given by society to a specific gender. The difference between man and woman clothes is decreasing due to the rights, respect and working job positions obtained by woman.

Clothes, Classes & Gender Difference throughout History

If a woman goes to work with night attire, it is normal to think if she works at a night event like a party however would be unlikely to think if she is a diver or a crane operator. Having ability of visual reading and using deterministic approach, makes every clue, symbol or sign important as the subject itself. Every small detail has to be handled with care to understand a person’s job, social class, intent and even his or her purpose, if the subject is a person like Sherlock Holmes written by Arthur Conan Doyle based on a Scottish doctor who inspect patients 20 seconds and says their disease.

According to Marx, substructure relations defines superstructure relations. Here, Karl Marx refers substructure as means and relations of production, and everything else as superstructure.
All of the topics in a person and society’s life beauty, culture, art, philosophy, style of living, religion and clothing directly depend on the way of production. Also Maslow, on his “Hierarchy of Needs” says that, self actualization, esteem, love and belongingness needs are coming after safety and physiological needs. By this, only the person who fulfills his or her basic needs like eating, being safe, surviving, could think about needs like beauty, cultural or entertainment. Also it is obvious that, this hierarchical relations are depended not only by one side, but by each other. If someone has enormous amount of money but low health level, will not be happy as predicted.

Since the ancient times that humans are emerged and evolved, clothing is thought as a mean of survival with only its functional meaning. Instead of esthetic or allure, thermo protection was more important.

At same periods cave drawings, clothe diversities are emerged. Ancient human was hunter and gatherer. Hunting was made by male, and gathering by female. In that time, human clothes were not different as in medieval. Due to the limited choice of clothing material and methods, and quite equal social status of woman was preventing differentiation.

Also the society’s patriarchal or matriarchal status was very important to having different clothes. At the Ancient Egypt, woman’s social role was very important.

Woman was seen as the symbol of force and wisdom. Also, woman, was conflict solver when there was a problem at market.

It is obvious that gender difference of clothes are very blurred. The only difference of clothes, are between social classes. Slaves and workers were dressed with only functional needs.
They were only some little amount of colors, same as ancient Rome and Greece.
After the loss of woman’s social position, clothes started to differentiate. Due to increasing wars because of religion

or new economical relations, men become more powerful than before. Due to essential use of horse, being fast, using sword, removed skirt like long dresses from men clothing.
Roman Soldiers had skirts same as Scottish and Greek soldiers, but this skirts were removed with functional needs. This fact only could be seen at ceremony corteges of Greek and Scottish army. This removal and simplifying process also prepared the end of long hair, men make-up (not finished but until Industrial revolution). Women continued to have this ornaments.

The essentials of male clothing also have a military background. As the most powerful icon of masculinity, necktie emerged after loss of Ottoman against Austrian Empire. As a victory division, Croatian soldiers were visited French King at the year 1660, they were wearing tie like cravats, to protect their necks from sword hits.

King loved this ornament and founded Croatian divisions at his army. By time French men adopted neckties as essential ornament of men elegance. At years around 1970, peak of woman equality movement, some women become wear neckties at work, as the symbol of gender equality, however this give rise masculinization of woman argument. Another military adopted cloth is long coats with extra fabric at right shoulder. Today no one knows what is used for. This classical coat has also shoulder straps. Obviously was a military uniform at French army, also adopted by western society. Same thing exist at color preference of male.

At the 1800’s of Indian Occupation, British Army Uniform was white. The white colored soldiers were targeted and shot easily. Due to this more nature like colors are preferred for military uniform. This was another fact that affected color preference of male clothing style. Men become colorless than women.

Male become important and richer, resource of money and defined his rules at the society. Much of the societies become patriarchal. Women lost their social position at market, at open places, working jobs. The only functional meaning of woman was physical beauty and being mother of the child.

Women’s answer to this, only with survival intent, to highlight their physical esthetic and to make efforts to be attractive for powerful male nominees as a natural system of patriarchal society. One example of this fact at middle ages, with vulgar superstitions and dominance of religion ignorance, was believed that male babies were targeted of cruel spiritual forces and devil, only because of that male baby was important to continue family name, was dressed with sky color that was believed that was a holy color of god’s protection. (Due to god symbolized with sky.)

Girl babies had no colors. Only after industrial revolution, woman become to gain rights and respect, baby pink is invented for girl babies as the color of flowers and femininity. Another very important fact is about wedding dress.

At roman age, wedding dress was yellow, only diversity was veil if married woman participating at feast, had to wear veil on the face. Royal Family of Britain had the tradition of wearing silver colored wedding dresses. Queen Victoria denied to wear it and choose white wedding dress.

At Britain of age, white wedding dress become symbol of purity and virginity. Red belt is another sign even worse. High-heels, stocking are similar signs adopted only by women, to achieve eternal beauty for attraction and the only way of self-esteem and feminine power.
Working class of medieval and ancient time were without ornaments. Due to feudal system of society and difference of classes, social dresses are emerged.

Noble class, Priests and Royal class members had to wear discrete signs that shows their member class, by the law.

Most powerful symbol of this is the crown of the king. Starting by Renaissance, Enlightment era and French revolution, class difference again started to be blurred. Ordinary people become to work at factories.

Men lost their last ornaments like make-up, wigs, lace silk clothes at this era of working. With the crisis of capitalism, need of new workers and loss of pressure of the religion, women first became workers at factories, and after started to be seen at different types of jobs. Temporarily with the woman rights movement,

woman clothes shown this change with same rhythm. In example, Coco Chanel was the woman who first woman who wear trousers.

This need was emerged because of her invited of hunting parties. With long skirt she had no comfort, after she decided to create a hunting dress for herself with trousers. She worn this new dress’s black version and made revolution at western women’s life. Also blue jean as the gold mine worker’s essential cloth, become an object of wild youth of 1960’s. Women participating this movement, wearing blue jean, transformed this innovation to a habit.

An interesting sign of difference of gender clothes that women has buttons on the left. At the 17th century, buttons were made only from animal bones, and were too expensive. The only woman that can afford was noble class. And they were wearing using servants.

Just only for comforts of servants woman buttons are on the left. This fact shows the great connection between class, gender and clothing.

Consequentially, as the time women become more powerful and handles survival resources, their clothes had the new purpose of only their comfort and needs, instead of only targeting being attractive or being beautiful. Women of future, would be beautiful or attractive just only if she wants or needs it.

References

1. http://www.cerezforum.com/erkeklerin-dunyasi/20136-erkeklerin-dugmeleri-neden-sagdadir.html
2. http://www.cografyam.net/index.php?showtopic=12630
3. http://www.girgin.org/ansiklopedi/luzumlucevaplar.htm
4. http://www.neo-philosophy.com/Phil101Week13.html
5. http://kayhankaratas75900.blogcu.com/alt-yapi-ust-yapiyi-belirler-karl-marx/1838027
6. http://instruct.westvalley.edu/lafave/marxism_and_culture.html
7. http://bianet.org/kadin/kultur/67-topuklu-ayakkabilar-yuzyillardir-gundemde
8. http://www.sgdf.in/kadin-mucadelesi-tarihi-yaklasimlar/5696-bolumu-kadinlara-verilen-deger.html
9. http://idikuttarih.blogcu.com/kot-un-blue-jean-tarihi/3287911
10. http://www.harbiforum.org/erkekler/92738-etekli-erkekler-hersey-erkeklerin-etek-hurriyeti-icin.html
11. http://ari.cankaya.edu.tr/~figen/nayloncorabintarihi.htm
12. http://www.deepermind.com/20maslow.htm
13. http://www.kemikderesi.com/giysi-tarihi/
14. http://inventors.about.com/od/cstartinventions/a/clothing.htm
15. http://www.authorsden.com/visit/viewArticle.asp?id=15438

Sanal Dünyanın Bağımsızlık Bildirgesi (Siberalemin Bağımsızlık Bildirgesi)

Sanal Dünyanın Bağımsızlık Bildirgesi

3 Şubat 2012 tarihinde İngilizce aslından çeviren: Mutlu Tevfik Koçak

Daha iyi çeviri önerileriniz veya hatalar için: https://github.com/mtkocak/sanal-dunyanin-bagimsizlik-bildirgesi

John Perry Barlow

Endüstri Dünyasının Hükümetleri, siz yorgun et ve çelik devleri, ben aklın yeni evi olan Sanal Dünyadan geliyorum. Gelecek adına, ben, geçmişte kalan sizerden, bizi yalnız bırakmanızı istiyorum. Aramıza hoş gelmediniz. Toplandığımız yerde bir egemenliğiniz yok.

Bizim ne seçilmiş bir hükümetimiz var, ne de bir tane seçmemiz olası, bu yüzden size kimsenin daha üstün bir hakimiyet kurmadan konuştuğu özgürlüğü işaret ediyorum. Bize empoze etmeye çalıştığınız tiranlıklardan doğal olarak bağımsız küresel sosyal alanı ilan ediyorum. Sizin bizi yönetmek için ne hiçbir ahlaki bir hakkınız, ne de bizim sizin zorlama yöntemlerinizden korkmak için gerçek nedenimiz var.

Hükümetler güçlerini sadece yönetilenlerin rızasından alırlar. Ne rızamızı aldınız, ne de biz size rıza gösteriyoruz. Sizi davet etmedik. Ne bizi, ne de dünyamızı tanımıyorsunuz. Sanal Dünya sizin sınırlarınız içinde hapsolmuş birşey değil. Bir kamu inşaat projesi gibi, bunu oluşturabileceğinizi düşünmeyin. Bunu yapamazsınız. Bu doğanın bir eylemidir ve bizim kollektif eylemlerimizle ile kendisini büyütmektadir.

Ne bizim büyük toplantımızda konuşabilirsiniz, ne de bizim pazarlarımızın zenginliği yarattınız. Bizim kültürümüzü, etiğimizi veya bize sizin zorlamalarınızdan daha fazla düzen ve huzur getiren yazılı olmayan kodları tanımıyor, bilmiyorsunuz.

Aramızda çözmemiz gereken sorunlar olduğunu iddia ediyorsunuz. Bunu alanımızı işgal etmek için bir bahane olarak kullanıyorsunuz. Bu sorunların pek çoğu mevcut değildir. Gerçek çatışmalar, yanlışlar olduğunda, biz onları tanımlamayıp göstereceğiz. Biz kendi Toplumsal Sözleşmemizi oluşturuyoruz. Bu yönetim, bizim dünyamızın koşullarına göre ortaya çıkacaktır, sizinkinin değil. Bizim dünyamız farklı.

Sanal dünya, işlemlerden, ilişkilerden oluşur ve kendisini bizim webdeki iletişimimiz için sıralanmış bir dalga gibi düşünmüştür. Dünyamız her yerde veya hiçbir yerde olsa da kişilerin içinde yaşadığı bir dünya değildir.

Biz herkesin hiçbir ırk, ekonomik güç, askeri güç, ya da doğduğun yer tarafından tanınan ayrıcalık veya önyargı olmadan girebildiği bir dünya yaratıyoruz.

Biz herkesin, her yerde susma veya yerinde olmaya zorlanma korkusu olmadan, kendi inançlarını, ne kadar öznel olursa olsun, ifade etmesine açık bir dünya yaratıyoruz.

Sizin yasal mülkiyet, ifade, kimlik, hareket ve içerik kavramlarınız bizim için geçerli değildir. Bunların hepsi madde bazındadır ve burada hiçbir madde yoktur.

Kimliklerimizin, fiziksel karşılığı yoktur, bu yüzden sizin aksinize, fiziksel zorlama ile emir alamayız. Biz kendi çıkarları ve kamu yararı ile aydınlanmış etiğin bizim yönetimimize ortaya çıkacağına inanıyoruz. Kimliklerimiz sizin pek çok yargılamanız altında dağılmış olabilir. Bizi oluşturan bütün kültürlerin genellikle tanıdığı tek yasa Altın Kural'dır. Biz bu temelde özel çözümler oluşturabileceğimizin mümkün olacağını umuyoruz. Ama bize empoze etmeye çalıştığınız çözümleri kabul edemeyiz.

Amerika Birleşik Devletlerinde, bugün kendi Anayasanıza hakaret eden ve Jefferson, Washington, Mill, Madison, DeToqueville ve Brandeis'in hayallerini inciten Telekomünikasyon Reformu Yasası'nı yarattınız. Bu hayaller şimdi bizimle birlikte yeniden doğmuş olmalıdır.

Sizin her zaman göçmen olarak kalacağınız dünyanın yerlileri olan kendi çocuklarınızı dehşete düşürdünüz. Çünkü onlardan korkuyorsunuz,onlara karşı çıtamıyor, anne baba kontrollü bürokrasinize güveniyorsunuz. Bizim dünyamızda, en kötüsünden, en iyisine tüm duygu ve insancıl ifadeler, küresel bir bit aktarımının bölünmez parçalarıdır. Kanat çırpılan havadan, başka bir hava parçasını ayıramayız.

Çin, Almanya, Fransa, Rusya, Singapur, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde, Sanal Dünya'nın sınırlarına bekçiler, duvarlar, filtreler dikerek özgürlük virüsünü savuşturmaya çalışıyorsunuz. Bunu kısa bir zaman için başarabilirsiniz belki, ama 0'lar ve 1'lerle iletişim kurulan bir danyada işe yaramayacaklardır.

Giderek eskimiş bilgi sektörünüz Amerika ve başka yerlerde, dünya çapında kendi fikirlerini korama altına aldığını iddia ettikleri yasalar önererek kendisini sürdürmeye uğraşacaktır. Bu yasalar, fikirlerin tekeneke kutu kadar kadar bayağı bir endüstriyel ürün olduğunu iddia edebilirler. Bizim dünyamızda, insan aklının ürettiği her şey ne olursa olsun çoğltılabilir ve hiçbir ücret ödemeden sonsuz bir şekilde dağıtılabilir. Düşüncenin tüm dünyada yayılması ve gerçeğe dönüşmesi için artık sizin fabrikilirınıza ihtiyacı yok.

Bu giderek daha düşmanca ve sömürgeci önlemler bizden önce özgür yaşamayı ve ifade özgürlüğünü seven ve uzak bilgisiz güçlerin yönetimini reddetmek zorunda kalanlarla aynı konuma yerleştiriyor. Fiziksel varlığımızı yöneten sizler olsanız dahi, sanal mevcudiyetimizin, sizin egemenliğinize bağışıklık kazadığını ilan ederiz. Gezegenin üzerinde hiç kimsenin bizim düşüncelerimizi tutuklamaya kalkışmadığı güne kadar yayılmaya devam edeceğiz.

Biz sanal dünya fikrinden ilham alan bir medeniyet oluşturacağız. Ve bu medeniyet hükümetlerinizin daha önce yarattığı dünyadan daha insancıl ve adil olabilir.

Davos, İsviçre

8 Şubat 1996

Twitter Bootstrap style for CakePHP instantly

Bootstrappifier for CakePHP is a Javascript library to use Twitter Bootstrap library with CakePHP without need of FormHelper hacks.

For download:

https://github.com/mtkocak/Cakephp-Bootstrappifier

For install:

0. You have to have Jquery Library

1. You have to have Twitter Bootstrap configured. (cake.generic.css removed from default.ctp, files downloaded and included to you webroot/css and web root/js folders )

2. Copy cakebootstrap.js in your webroot/js folder

3. Your View/Layouts/default.ctp file must include this in head tag:

echo $this->Html->css('bootstrap.min'); //You don't need to add again if you have this

echo $this->Html->script('libs/jquery-1.6.2.min.js');// You don't need this if you have Jquery

echo $this->Html->script('cakebootstrap.js');

- For any question mtkocak@gmail.com

Kapitalizmin kumdan kalesi

Edit: Bu yazıyı Bianet, Radikal, Birgün, Yürüyüş dergilerine gönderdim. Bırakın yayınlamayı, cevap dahi göndermediler. Bir tanıdığınız olmadığı zaman, ağzınızla kuş tutsanız olmuyor bu ülkede. İşte oligarşi bu sayede var. İltimas her yerde.

Ege Cansen Bey'in 26 Ekim 2011 tarihinde yazdığı 'Kapitalizm Yıkılmaz' adlı mantık ve bilgi deformasyonundan başka birşeyden ibaret olmayan yazısına cevaben yazılmıştır.

Ege bey diyor ki, 'Kapitalizm Yıkılmaz'. Kapitalizm adı verilen sistemin yıkılamayacağını anlatıyor küstahça. Üstelik bunu da 'Aslında kapitalizm diye bir şey olmadığına' bizi ikna etmeye çalışarak, gerçekleri çarpıtarak, bizi aptal yerine koyarak yapıyor.

Gelin Ege Bey'e yanıt verin. Kapitalizm yoktur. Kapitalizm yıkılmaz. Ne kadar dahice bir mantık değil mi? Bu şizofrenik mantık karşısında insanın elinden dehşete kapılmaktan başka bir şey gelmiyor. Yazdığı yazıyla belki kitlelerin dünyadaki ayak seslerinden ürken kendi patronu psikolojik olarak rehabilite olmuştur ama gerçekler ne yazıkki çarpıtılmayla değişmiyor.

Ege Cansen diyor ki: 'Kapitalizm, medeniyetin gelişmesiyle birlikte vücut bulan, özel mülkiyete ve rekabete dayalı “Serbest Piyasa Ekonomisi”nin galat adıdır.' Yani en bilgisi kıt, sosyolojinin s'sinden anlamayan, medeniyet hakkında en az bilgi sahibi insanları hedefliyor sanki. En basit sosyoloji dersinde bile verilen medeniyet tarihinden kıt anlayışını bize yutturmaya çalışıyor. Tarih öncesi ortak mülkiyeti, feodal ekonomik sistemi, köleleri, kralları ve bu sisteme karşı gelişen burjuva serbest ticaret ekonomisinin gelişme koşullarını yok sayıyor.

Kapitalizmin insanlar arasında doğal olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. Hangi doğal sistem? Ortaçağın kendi üretim araçlarına sahip küçük üreticisinin büyümesini engelleyen lonca sisteminin üzerine keşiflerle, savaşlarla, mücadeleyle kurulan, kralları, derebeylerini, aristokrasiyi yok eden burjuva ekonomik sisteminden mi bahsediyor? Ege Cansen'e göre kapitalizm doğal olarak orataya kendiliğinden çıkmıştır. Ancak yukarıdaki yüzyıllarca süren mücadele Ege Bey'in bu çarpıtmasını yere sermeye yetiyor.

Kapitalizm adlı sistemi 'hür girişim sistemi' diye kutsallayan Ege Cansen, kurumları, sürekli büyüyen şirketleri, işçileri, devasa üretimi, devamlı ucuzlayan ürünleri 3 kelimeye indirgeyerek kalp krizi geçiren bu sistemi sözde şirinleştirmeye çalışıyor.

Sonra da bize sosyal iktisat bilim tarifi vermeye çalışıyor. Çarpık mantığına göre temelinde insan olan tüm bilimler sosyal bilimdir. Bu sayede maddi olan tüm pozitif bilimleri bir çırpıda kendi idealar dünyasında buhara çeviren Bay Ege Cansen, tüm dünyada yaşanmakta olan krizin sebeplerini tamahkarlığa, açgözlülüğe indirgeyerek güya ahlak dersi veriyor. Bu hareketiyle krizin nesnel nedenlerini gözümüden kaçırdığını zannediyor. Ege Cansesn'in mantığına göre İktisat pekala Psikoloji veya Psikiyatri'nin bir kolu olabilir. Kendisinin iktisat diye bu yazıda ortaya koyduğu bilim tanımı kendisini haklı çıkaracak şekilde onun gibi ekonomistlerin yüzyıllardır gördüğü psikotik sanrıdan başka bir şeyden ibaret değil zaten. Nedense, işgücünün dünyada serbest dolaşmasından, ucuzlamasından, sürekli yükselen tüketimden, işsizlikten bahsetimyor Ege Cansen. En temel iktisat kuramlarını bile görmezden geliyor. Ürünlerin bollaştıkça fiyatlarının düşeceğini söylemiyor.

Yıkılmaz kutsal kapitalizm sisteminin insanların cahilliği veya akıllılığına bağlamaya çalışıyor. Nasıl yapacağını bilmediği için cümleyi bitiriyor. İktisat eşittir para değil insandır diye biten garabet bir cümle ile bilimsellikten hızla uzaklaşıyor.

Hür insanlardan kurulu olduğunu iddia ettiği o ufukların adrında parlayan mükemmel sistemdeki insanların özgürülüğünün sonsuz olduğunu iddia ediyor. Kişilerin çalışmaları karşılığı maaş aldıklarını zannetikleri, en az parayla en iyi şekilde geçinmeleri gerektiği (Ekonominin kelime anlamı) gerçeğini saklıyor. Ona göre tüm vatandaşlar biraz çakaldır. 'Tüm bireyler piyasada parayla oyun oynamaya çalışanlardır, devlet de onlara emir veremez ama kötülerden korumaldır' gibisinden ne dediği belli olmayan cümleler kuruyor. Hem 'devlet emredemez' diyor, hem de 'abidik gubidik işlemleri devlet yapılamaz hale getirmelidir' diyor. Bir cümle önce söylediğini, bir cümle önce yalanlıyor. Abidik gubidik olanın işlemler değil, savunduğu sistem olduğunu daha abidik gubidik bir şekilde savunmaya çalışıyor. Tüm bu söylediklerini alakasız bir şekilde 'marksist ekonominin batması kaçınılmazıdr' şeklinde taçlandırıyor. Neden olduğunu açıklayamıyor bile.

Hür girişimcilerin, hür bir piyasada istedikleri haltı, gizli bir el tarafından kontrol edilerek yedikleri sistemi savunduğunu sanıyor. O sistemin hürlüğünün 2008 yılında ABD devletinin olmayan borç parayla bankları devletleştirmesiyle son bulduğunu kabullenemiyor bir türlü. Emanet parayla kumar oynanmaz demiş Ege Bey. Son soru: Bankaları kurtarma kumarı kimin emenaet parasıyla oynandı? Ben cevap vereyim: Emekçilerin.

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Next