Ağlayamıyorum

Uzun bir yoldan gelmişti. Herkesin övdüğü o bilgeyle konuşmak için. Etrafındaki herkes ona, O'nu tavsiye etmişlerdi zaten. Olsun, yol da pek umrunda değildi, yürüdükçe dertlerini unuttuğunu hissetti.

Bilgeye kimler gelmiyordu ki? Kısa yoldan zengin olmak isteyenler, evde kalmış koca arayan kızlar, sınava girecek öğrenciler, vs. Aslında bilge de bu durumdan menun değildi. Hatta bütün bütün sıkılmıştı. Bilge hayatı boyunca insanlara hizmet etmeye kendini adamış, parada pulda gözü olmayan bir adamdı. Uzun zaman önce gelmişti bu şehre. İlk başlarda ne dediğini anlamayan şehir insanları, dedikleri her zaman doğru çıkınca, O'na bir bilgelik payesi vermişler o da buna karşı çıkmamıştı. Yılların verdiği tecrübeleri insanlara anlatmak, onlarla paylaşmak sorun değil, O'na mutluluk veriyordu.

Kime sorduysa yüzüne tuhaf tuhaf baktı. 'Arif Bey nerde?', 'Ne kadar zormuş bu adamı bulmak, bir soruya cevap vermek için sadece?' diye içinden geçirdi. Arif Bey'i şehrin en büyük meydanı olan Atatürk Parkı'nın yanında çay içerken buldu. Arif Bey bilgeydi.

Ona doğru yaklaiır yaklaşmaz, bilgenin yaşlı yüzünün ardındaki deli bakışları farketti. Uzun zaman önce kendisi de aynı bakışlara sahipti, fakat toplumda varolmak için düşündüklerini saklamış, kendine zar zor bir yer edinmişti, ama bundan memnun muydu? Tabii ki, hayır.

Arif Bey daha onun konuşmasına fırsat vermeden, 'Hoşgeldiniz' dedi, gülümseyerek. 'Merhaba sayın bilge' dedi o da gülerek ve Arif Bey'in delici bakışlarından güç alarak.

Arif Bey hiç bozulmadı, yıllardır bu tür hitaplara alışkındı. Zira her yere gittiğinde, saygı gören, hiç bir zaman hesap ödettirilmeyen, halkın neredeyse evliya gözüyle baktığı bir adamdı. Nereden geldiğini kimse bilmiyordu. O da bilmiyordu zaten, ancak o şehre nerden geldiğini değil, bu hayata nereden geldiğini. Zaten Arif Bey'i de bilge yapan buydu.

'Ağlayamıyorum' dedi kısaca. Arif Bey şaşırdı. Uzun zamandır böyle bir soruyla karşılaşmamıştı. Aslında tam olarak kendini her gün gelen çıldırmış insanlarla karşılaşmaya hazırlmaıştı. Arif Bey bu konuda sabırlıydı. İlk gelmeye başladıklarında yüzlerine bilde bakmadığı insanlara artık hayır demiyordu. Çünkü O'da yeryüzünün bu tür insanlarla dolu olduğunu sonraları fark etmişti.

'Ağlayamıyorum.' İkinci kez tekrar ettiğinde Arif Bey Budapeşte üzerinde 10000 feette bulutların arasında ilerlemekteydi. Birden uykusundan uyanır gibi oldu. 'Neden?' diye sormadı. 'Anlıyorum' da demedi. Bilge işte. Bir süre sustu.

O sırada Atatürk Heykelinin önündeki çay bahçesinde küçük çocuklar koşturuyor, bazıları çekirdek çitliyor, serçeler bu çekirdekleri kapmak için hem birbirleriyle yarışıyor, hem de çekirdeklerden kokuyla kaçıyorlar ve sonra geri kapmaya çalışıyorlar, yaşlılar birbirleriyle son havadisleri tartışıyor, bir kaç çift gezinirken, bazıları da oturmak için son kalan gölgelik yerleri arıyorlardı.

'Gözlerini açık tut.' Arif Bey'in cevabı kısaydı. Ne demek istemişti acaba? Toz kaçsın da, gözlerim mi yaşarsın? Yoksa etrafına iyi bak mı demek istedi?

'Her gün etrafımda gördüklerim beni bu hale getiriyor, bir de içimdekiler, ağlamak istiyorum fakat ağlayamıyorum. Ne kadar zorlanırsam zorlanayım, olmuyor. Sadece kendimi üzgün hissediyorum. Hani o hayal kırıklığına uğradığınızda hissedersiniz ya, onun gibi, ama tam olarak da değil. Aslına neden üzüldüğümü ben de bilmiyorum. Üzgünüm işte, ama ağlayamıyorum.'

Arif Bey o sözlerini bitirirken sigarasından bir nefes daha aldı. Şöyle bir süzdü. Dışarıdan normal ama gözlerinde ufak bir delilik kıvılcımı gördü, devam etmeye karar verdi.

'Ağlamak, rahatlamaktır. Ödüldür' dedi, 'Ağladığın zaman, bir süreliğine herşeyden koparsın. Nasıl yağmur yağdıktan sonra toprak kokusu her yanı sararsa, sen de öyle rahatlarsın. Bazen de tıkanırsın, nasıl yağmur yağmaz kuraklık olur, insanlar yağmur duasına çıkar, insanın gözyaşları da böyledir, kuraklık varsa yağmaz. Hoş küresel ısınma dedikleri şey sadece doğayı etkiliyor sanıyordum ama bugünlerde herkesi etkilemiş, her kes o kadar kuru, o kadar çorak ki. Duyguların için sana ne diyebilirim? İnsan suya nasıl muhtaçsa, onlar da öyledir. Bir pınar aramak için dolaşabilirsin, Anılarına bir kuyu kazabilirsin, Terkos suyu gibi hüzünlü filmler izleyebilirsin, ama bence en doğrusu denizlere, göllere açılırcasına kendini bırakmak, ileri ulaşmaktır.'

O an gözünden bir parça yaş süzüldü. Yıllardır kendini hapsettiği hali, toplumda normal bir şekilde varolmak için girdiği şekilleri, saygı için en ağır küfürleri bile haketmeyecek kişilere karşı kendini nasıl tuttuğunu, kendini nasıl zincilere vurduğunu iliklerine kadar hissetti. Ağlamaya başladı ama çaktırmamaya çalışarak. Biraz daha kendini tuttu.

'Çok teşekkür ederim sayın bilge' dedi. Arif Bey de teşekkür etti. Kalktı, yürümeye başladı. Akşam olmaya başlarken, sağanak yağmur başladı. Saçlarını ıslatarak ve gözyaşlarına karışarak.

02.01.2008

Değişsen neye yarar?

Ne o anladı beni, ne şu, ne de kendim,
Ne yerim dar, ne de istediğim yerdeyim,
Bugün bitti, dün geçti yarın ne var?
Değişsen neye yarar, değişmesen neye yarar?

Boş bakan gözlerin ardında ne var?
Gül gibi sözlerin ucu yakar,
Belki hergün değişmek istersin ama,
Değişsen neye yarar, değişmesen neye yarar?

Ben buraya bir gül bahçesinden geldim,
En temiz sözlerimi sana verdim,
Ne ben kaldım, ne ruhum, ne de amaçlar,
Değişsen neye yarar, değişmesen neye yarar?

Bugün denizde suyum, yarın kum, sonra rüzgar,
Ben hep böyleydim, yarın ne var?
Bir gün bunun döneceği beliiydi zaten fakat,
Değişsen neye yarar, değişmesen neye yarar?

Şimdi belki değişmeye başladın gibi,
Hemen üzülmeye başladın gibi,
İçinde cevaplanmayan sorular,
Değişsen neye yarar, değişmesen neye yarar?

01.05.2008

Yaz Kokusu

Sönmedi yanan ateşi belki aklımın,
Yenmese de olurmuş ki kaçmayan dilberi.

Dinmez bir daha durmayan sesi uzunca,
Bir o kadar uzak bir o kadar yakın gözleri.

Kaybolmayan alevleri hissetim rahatca,
Kendi kendine çektim elimdeki ipleri.

Karnında bir acı hissyle kalktı belki de,
Hiç değişmedi o derinden bakan gözleri.

Ne hikmettir bazen bekledi ki gelsin diye,
Ne hissetse hissetsin fark etmedi elleri.

Ve yaz kokusu yayıldı heryere usulca,
Hiç aramasın, duymasın diye o sözler.i

Bir anda geldi ve yavaş yavaş haykırırca,
Dağıttı dört bit yana kalbindeki hisleri.

Kandirsada aklını tek o şaşkın ejderha,
Susturamadı aklındaki haykıran sesleri.

Yine inandı ona bilmeden ve yavaşca
ve duraksamadan bıraktı kendini yaza.

Okulda (29.12.2007) Mtkocak

Bunları Biliyor Musunuz?

Terör örgütlerinin kendi içerisinde yaşadığı hesaplaşmalarda, militanlarına çok acımasız davrandığı ve vahşi yöntemler uyguladığı bildirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, internet sitesinde terör örgütleri hakkında bilgi verirken, bilinmeyen bazı konuları "Bunları biliyor muydunuz?" başlığıyla yayımladı. İnternet sitesinde, terör örgütü PKK, sol terör örgütü DHKP/C ve dini referans alan radikal örgütlerde yaşanan iç hesaplaşmalar, örgütlerin çelişkileri ve militanlarına verdiği değer ortaya konuluyor.

İnternet sitesinde, terör örgütü PKK hakkında ortaya konulan bazı tespitler şöyle sıralandı:

-Örgüte katılarak aç, susuz, sefalet içerisinde faaliyet gösterirken sağlığı bozulan militanların tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edildiklerini veya intihar türü eylemlere gönderilerek ölüme zorlandıklarını,
-Örgüt içerisindeki kadın militanların erkeklerin zevk aracı olduğunu, erkek
militanların da homoseksüel ilişkilere girdiklerini, örgütte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıklarını, direnenlerin de ajan, provokatör ve iş birlikçi iddiasıyla öldürüldüklerini,
-Kimi zaman günlerce bir lokma ekmekten yoksun kalan militanların katır, eşek, kaplumbağa, kurbağa gibi hayvanların etiyle beslenmeye çalıştıklarını,
-Örgüte katılanların ömrünün fazla olmadığını, 3-4 yıl yaşayanların sayısının çok az olduğunu, onun için sorumluları hariç, örgüttekilerin yaş ortalamasının 18-20 civarında bulunduğunu,
-Örgütten kaçmanın çok zor olduğunu, kaçıp da yakalananların örgüt
tarafından çoğunlukla öldürüldüklerini, örgütten kaçıp kurtulma girişiminde
bulunan veya örgüte uyum sağlayamayanların üzerinde naylon yakma, buz üzerinde bekletme, aç-susuz bekletme ve örgütten dışlama şeklinde cezalandırıldıklarını,
-Örgüt mensuplarının, örgüte destek veren köylerden bazılarına erzak temini
için gittiklerinde bazı ailelerin kızlarına, ölüm tehdidiyle tecavüz ettiklerini,
-Avrupa'da terörist örgüt imajından kurtulmaya çalışan örgütün; yurt içi ve yurt dışında terörist başının idamının engellenmesi adına "idama hayır" kampanyaları düzenlerken, diğer taraftan sadece örgütten ayrılmak istediklerini söyledikleri için veya terör örgütünün gerçek yüzünü görerek kaçma girişiminde
bulunan ve başarısız olan örgüt mensupları hakkında sözde mahkemeler kurarak idam kararı verip uygulandığını ve bunları diğer örgüt mensuplarına ibret olsun diye videoya kaydederek seyrettirdiklerini,
-Yurt dışındaki ve yurt içerisindeki yandaşlarına kardeşlik, barış, sevgi ve
hoşgörüden bahseden terör örgütünün, özellikle kendi kadrolarında duygusal
ilişkiye giren ve evlenmek isteyenler hakkında ölüm emri verdiğini biliyor
muydunuz?

SOL TERÖR ÖRGÜTLERİ

Emniyet Genel Müdürlüğünün sitesinde DHKP/C, TKP/ML-TİKKO ve MLKP terör
örgütlerinde yaşanan bazı olaylar da şöyle sıralanıyor:

-Yaptıkları en ufak harcamalardan dahi militanlarından hesap soran örgütün
üst düzey sorumlularının yurt dışında zevk-sefa içinde yaşadıklarını,
-Örgütün üst düzey elemanları arasında her türlü ilişkinin serbest olmasına
rağmen alt düzey elemanlar arasında duygusal ilişkilerin büyük cezalara sebep
olduğunu, itiraz dahi edemediklerini,
-Yaptıklarının boş olduğunu ve kendilerinin kullanıldığını anlayarak örgütten ayrılmaya karar veren örgüt mensuplarının "iş birlikçi, hain ve şerefsiz" olarak suçlandığını, öldürülme korkusuyla bu zor şartlara katlandığını,
-Gençleri, sözde uyuşturucudan koruma propagandaları yapan Dev-Sol örgütünün, bizzat gelir temin etmek amacıyla 1980 yılı ilkbaharında örgüt liderlerinden P. G., E. C. ve A. T. vasıtasıyla yurt dışına 4 kilogram eroin sevkıyatı yaptığını,
-Dev-Sol örgütü üst düzey yöneticilerinden P.G'nin, örgüte maddi destek
sağlamak için uyuşturucu madde ticaretinden elde edilen örgüte ait 400 bin frangı çaldığı gerekçesiyle terör örgütü elebaşı tarafından 11 Temmuz 1991 tarihinde Paris'te öldürtüldüğünü,
-Dev-Sol terör örgütü liderinin Fransa'daki cezaevinden tahliyesi sonrasında
uyuşturucu trafiğinin hızlandığını, uyuşturucu trafiği ve mafya ilişkilerinin örgütün diğer kadrolarından gizlendiğini,
-Dev-Sol terör örgütüne yönelik 27 Temmuz 1993 tarihinde yapılan operasyonda yakalanan S.Ö'in ikametinde 2 bin 65 gram esrarın yakalandığını,
-DHKP/C'ye yönelik 12-25 Eylül 1995 tarihlerinde İstanbul'da yapılan
operasyonlarda yakalanan 6 şahısla birlikte 500 gram esrarın ele geçirildiğini,
-DHKP/C'ye yönelik 18 Nisan 1995 tarihinde İstanbul'da yapılan operasyonda R.T'nin 10 kilogram eroin ile yakalandığını, R.T. ve C.T'nin, terör örgütü liderinin talimatları doğrultusunda yurt dışına uyuşturucu madde götürdüklerini,
elde edilen para ile örgüte silah alındığını,
-DHKP/C terör örgütü içerisindeki faaliyetlerinden dolayı İstanbul Emniyet
Müdürlüğünce 3 Aralık 1997 tarihinde yakalanan S.Y'nin ifadesine göre, örgütsel eyleme çıktıklarında ve örgüt adına para toplamaya giderken örgüt mensuplarının devamlı olarak uyuşturucu madde kullandıklarını,
-İstanbul Sabancı Center'da 9 Ocak 1996 tarihinde Özdemir Sabancı ve iki kişiyi öldüren DHKP/C örgüt mensuplarından İ.A'nın 5 ay süreyle saklandığı evde, ev sahibinin baldızına tecavüz ettiğini,
-28 Mayıs 1998 günü yakalanan DHKP/C örgüt mensubu E.G'nin birlikte kaldığı hücre evinde içki alemi yapan örgüt mensuplarının kendisine tecavüz etmek istemeleri üzerine evden kaçtığını,
-Tokat kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML terör örgütü mensuplarından 15 yaşındaki terörist kıza, örgüt içerisinde tecavüz edildiğini,
-Sivas-Tokat kırsal alanında faaliyet gösteren DHKP/C terör örgütü mensubu
S. G'nin kırsal hayata dayanamayıp, şehre dönmek istemesi sonucu örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgüt yayını Kurtuluş gazetesinde "düşmanla çatışmanın şiddetli olduğu bir esnada, düşman saflarına geçmek istediği için öldürüldü" şeklinde yalan haber yazıldığını,
-1996 yılı sonu ve 1997 yılı başlarında, Sivas-Tokat kırsalında faaliyet
gösteren 31 DHKP/C terör örgütü mensubundan 9'unun örgütten firar ettiğini,
-Kışı Karadeniz kırsal alanında sığınakta geçiren örgüt mensuplarından
M.Y'nin ayaklarının donması üzerine sağ ayağının 4, sol ayağının ise 1 parmağının DHKP/C sözde grup komutanı S.Y. tarafından demir testeresi ile kesildiğini,
-Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten DHKP/C örgüt mensuplarından S. B'nin örgütten ayrılmak istemesi üzerine hainlikle suçlanarak cezalandırılmak amacıyla çizmelerinin içine kar doldurulduğunu, ayaklarının soğuk suda bekletilerek dondurulduğunu ve tuvalet ihtiyacını gidermeme cezası verildiğini; bunun üzerine soğuktan donan ayak parmaklarının dışkı içerisinde uzun süre kalmasından dolayı çürüdüğünü, çürüyen parmaklarının da makasla kesildiğini,
-MLKP terör örgütü mensuplarının, A.A. ve T.A. isimli örgüt mensubu
arkadaşlarını, İstanbul yakınlarında ormanlık alanda iki gün süresince işkence ederek sorguladıklarını ve silahla öldürdüklerini,
-Tunceli kırsal alanında faaliyet yürüten TKP/ML-TİKKO'nun 10 mensubunun, örgüt mensubu arkadaşları tarafından işkence yapılarak sorgulandığını, bazılarının işkenceye dayanamayarak öldüğünü, bazılarının da işkence sonrası silahla öldürüldüğünü,
-TKP/ML terör örgütü Merkez Komitesinin almış olduğu infaz kararı
doğrultusunda, Tunceli ili Mazgirt ilçesi Aşağıoyumca köyünde 8 yaşındaki S.K.
isimli çocuğun örgüt mensupları tarafından öldürüldüğünü,
-1999 yılında TKP/ML-TİKKO'ya katılan "Savaş" kod isimli örgüt mensubunun
örgüt içinde huzursuzluk çıkardığı gerekçesiyle ajanlıkla suçlandığını, örgüt
mensupları tarafından 2 gün sorgulandığını ve 3 örgüt mensubu tarafından
öldürüldüğünü biliyor muydunuz?

SAĞ TERÖR ÖRGÜTLERİ

Emniyetin internet sitesinde yer alan ''sağ terör örgütleri" başlığıyla sıralanan dini referans alan terör örgütleri hakkında da şu olaylara yer veriliyor:
-Hizbullah terör örgütünün mali kaynak sağlamak için cinayet, hırsızlık, gasp ve soygun eylemlerini gerçekleştirdiğini, hatta örgüt mensuplarının 1995 yılı içerisinde çeşitli il ve ilçelerdeki camilerden halı ve kilim çaldıklarını,
-İBDA/C terör örgütünün, ideolojisiyle ters düşmesine rağmen, Marksist-Leninist ideolojiye sahip PKK ve DHKP/C gibi terör örgütlerini destekleyip, yayın organlarında bu örgütleri savunduğunu,
-İslami Hareket Örgütü mensuplarının İslam ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde her yolu kendilerine mübah sayan bir zihniyete sahip olduklarını, banka
soygunları, otomobil ve eşya hızsızlıkları yaptıklarını,
-Anadolu merkez olmak üzere şer'i esasların hakim olacağı federal yapıda bir İslam Devleti kurmayı amaçlayan Hilafet Devleti örgütü lideri Muhammet Metin
Kaplan'ın zimmetine para geçirdiğini ve bu sebeple örgüt içerisinde sürtüşmeler yaşanarak bölünmelerin meydana geldiğini,
-Hizbullah terör örgütü liderinin zekat adı altında toplanan haraçlarla İstanbul'un lüks semtlerinin birinde 120 bin dolara alınan villada oturduğunu, örgüt mensuplarının ise yoksulluk ve sıkıntı içerisinde ailelerinden uzakta yaşadığını,
-Ö.E isimli pavyonda çalışan bir kadının Hizbullah terör örgütü mensubu M.S.K ile evlendiğini, örgütün bu evliliği tasvip etmeyerek Ö.E'yi, M.S.K'nın
kardeşi ve amcasının oğluna öldürttüğünü, daha sonra örgütün önce M.S.K'yı sonra da Ö.E'yi öldüren M.S.K'nın kardeşi ve amcasının oğlunu kendi örgüt mensuplarına öldürttüğünü ve mezar evlere gömdüğünü,
-Hizbullah terör örgütü tarafından domuz bağıyla öldürülüp gömülen ve daha sonra yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan 72 cesetten 14'ünün kendi örgüt mensupları olduğunu biliyor muydunuz?

Kaynak: Haberturk

Orjinali:http://www.egm.gov.tr/temuh/mucadele7.htm

Neyin garantisi var?

Yaklaşık bir aydır bir projeyle uğraşıyorum.

Geceli gündüzlü, uyumadan yemeden, içmeden, gece hangi saat demeden, php'de kod yazıyorum. Güzel bir proje ve yakında buradan da duyurusunu yapacağım ve birtakım sitelere reklamını da vermeyi düşünüyorum. Yani verdiğim önemin, uğraşın haddi hesabı yok.

Peki dün ne oldu? Mac bilgisayarda, disk utility kullanarak sabit diske yeni bölüm açarken, oradaki küçücük yazıyı görmedim, ve enter tuşuna bastığımda herşey için çok geçti. Yazı tam olarak, yeni bölümlendirmelerde, eski bölümün de içindeki tüm verilerin silineceğini söylüyordu. Yani bir anda TÜM VERİLERİM SİLİNDİ.

Tabii tam bir şok. Aslında bu disk bölümlendirme olaylarındaki veri kayıplarını suna benzetebiliriz; bir bina düşünün, bilmem kaç katlı olsun, ve bu binada daireler var, bu dairelerde yaşayanlar var. binayı sabit diske, yaşayanları dosyalara benzetirsek, 30 katlı binada tüm merdivenlerin yıkılması olayıyla ayni. Yani veriler orada ama merdivenler yok.

Sonuç tam bir felaketti. İnternette disk kurtarma programları ve daha bir sürü şey için geçen 2 gün ve sonunda anladım ki hayatta hiç bir şeyin garantisi yok. Ne kadar önem verirseniz verin ve ne kadar emek harcamış olursanız olun önem verdiğiniz bu şeyi ki ne olursa olsun, bir anda kaybedebiliyorusunuz, ve anladım ki aslında hayatta bir takım şeylere gereğinden fazla bağlanıyoruz. Bu araba, ev, aile, sevgili, veri vb. olabilir. Bunları bir saniyede kaybedebileceğimizi hiç hatırımıza getirmeden, kendimizi sanki bir koruma kalkanının ardındaymış gibi görüyoruz. Ne kadar tedbir alırsak alalım, ne kadar özen gösterirsek gösterelim, varlıkla bir anda buhar olup uçup gidebiliyor.

Varmak istediğim nokta, hayat boş gibilerinden bir teori asla değil. Bazı şeylere gerektiği özenden fazlasını göstererek, birtakım gerçekleri görmezden gelebiliyoruz. Örneğin kişilere verdiğimiz tavizler, karakterimizi yıpratıyor, başından ayrılmadığımız bilgisayar zamanımızı çalıyor, aldığımız arabaya hastalık derecesinde bağlıyız ve ona vakitlerimizi harcıyoruz, sevgili arkadaşımıza sırlarımızı hiç düşünmeden açıyoruz, çok önem verdiğimiz evimizi temizlik yapmaktan, dekore etmekten, içinde oturmaya vakit bulamıyoruz ve daha bir çok örnek.

Yani demem o ki, aslında bütün bunları yaparak, bir şeyi gözden kaçırıyoruz; hayatımızı, kendimizi, kişiliğimizi, geleceğimizi. Sevgiyle bağlandığımız bir çok kisi, varlık, (mesela köpeğim), obje, bir anda buhar olup uçup gidiyor, bize kazık atabiliyor, ve bizler bunların kaybolmasının verdiği mutsuzlukla depresyona giriyor, üzüntüden üzüntülere koşuyoruz. Neden? Çünkü yarattığımız sanal dünyamızda, böyle bir şeyin olabileceğini daha önceden hiç düşünmemiştik.

Aslında şu dünyaya gelirken yanımızda getirdiğimiz bir tek şey var, o da canımız, ve yaşarken elimizde sahip olduğumuz bundan başka hiç bir şey yok. Bu dünyadan giderken de yanımızda götüreceğimiz tek şey yine canımız ve bunun yanında sanatçıysak insanlığa verdiğimiz eserler, bilimadamıysak olusturduğumuz teoriler, değilsek de sadece ve sadece yaptığımız iyiylikler arkamızda kalıyor. Bunlardan hariç hiçbirşey yok, ve hayatımızı da bir takım objelerin esiri haline getiriyoruz. Hiç bir tehdit veya korku, aslında bizi bu ellerimizdekileri kaybetme korkusuna götüren korkudan farklı değil, ve eğer biz de bu korkular üzerine hayatımız kuruyorsak, yaşamıyoruz.

Canlı bir varlık olarak, insan olarak, hiç bir ek özellik kalmamasına kadar, çıplak bir insanın diğerlerinden farkı yoktur. Olan tek fark kafasının içindekiler ve insanlığa bırakmaya çalıştığı eserleridr.

Not: Bu arada Data Rescue 2 diye bir yazılım var, onun sayesinde bütün kodlarımı geri kurtardım. :D

Kaza şehitleri için Anıt projesi.

Atlasjet'in uçağı düştü.

Öncelikle ölenlere Yüce Allah'tan rahmet, kederli yakınlarına sabırlar diliyorum. Tüm Türkiye'yi yasa boğan bu elim kaza gerek oluş şekli ile, gerek taşıdığı 6 bilim şehidi nedeniyle, uzun bir süre konuşulacaktır.

Bugün gördüğüm haberlerde insanlar kazanın meydana geldiği Türbetepe'ye çıkıyor, kaza bölgesini görenler gözyaşlarına hakim olamıyorlardı.

Benim fikrim, kazanın olduğu Orman Gözetleme Kulesi'nin önüne tüm havacılık şehitleri ve uçak kazalarında kaybettiklerimiz için bir anıt yapılması. Hata bu anıt göğe yükselen bir güvercin şeklinde da yapılabilir. Burada havacılık tarihimizde kaybettiğimiz insanların resim ve isimleri, onlara ait hatıraların mevcut olduğu bir mekan da ilave edilebilir. Uçak seyahatlerinin, kurallara uyulduğu sürece en güvenli ulaşım yolu olduğu anlatılabilir. Bu insanları anılarını canlı tutmak, edebiyete intikal etmekte oldukları şu günlerde unutulmamalarını sağlamak ve kanla yazılan sivil havacılık kurallarına bir farkındalık yaratılması sağlanabilir.

Böylelikle insanlara bu konuda bir farkındalık verilmesi amaçlanabilir. Her konuda farkındalığa ve bilince ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde böyle bir hareket mantıklı olacaktır. Kaza yapma olasılığı ve kazadan kurtulma olasılığının neredeyse eşit olduğu bu ulaşım şeklinin, her konude mükemmelleştirilmesi için de bir bilinç oluşturulabilir.

Ben Türkiye için ne istiyorum?

29 Temmuz 2006 günü yazdığım yazı;

Bugün, yani 29 Temmuz 2006'sının Cumartesi günü TÜRKYE CUMHURİYETİ"ne bakıldığında genel görünüş şudur:

Ülke 1923'te kurulduğundan Atatürk'ün ölümüne kadar büyük hamleler, kültürel ve benliksel değişimler gerçekleştirmiş, kendini doğu miskinliğinden batılı, çağdaş, ileri hedeflerine ulaştırmıştır. Bunu gerçekleştiren Atatürk'ün şahsında millettir. Daha sonra o günün koşulları içerisinde 50 - 60 senelik Amerikan müttefikliği ile beraber, tüm Avrupa ülkeleri 2. Dünya savaşının büyük yıkımından tekrar, ileri seviyelere gelmişlerdir. Bugün ise Türkiye'ye baktığımızda Türkiye geridir. Almanya'dan, Amerka'dan geridir. İnsanlar özellikle 2001 sonrası her alanda gerilemişlerdir.

Adalette bürokrasi, dar çalışma alanları ve kirlilik, çürümüşlük göze çarpmakta, Polis teşkilatı'nın %90'ında rüşvetsiz iş yapılamamakta, Eğitimde sistem tamamen çökmüş, geleceğimizi kuran öğretmenler geleceğe inançlarını kaysetmiş, günü kurtarma telaşı içerisinde, öğrencilerin geneli hayattan umutsuz, yalnızca ÖSS'yi düşünmekte.

Sağlıkta Bağkur, SSK kuyruklarında muayene sıralarında koyunlar gibi ölmekte. Devletin tüm temel hizmetleri neredeyse parayla çalışır hale gelmiş. Orta sınıf yok oymuş. İşçiler sigortasız çalıştırılmakta, sigortalılar asgari ücrete tabi ve kıdem tazminatını psikolojik baskılar görmemek için almamaya razı.

Ekonomik hamleleri gerçekleştirecek büyük iş adamları yabancılara mal, şirket, toprak satma peşinde, milliliklerini, amaçlarını kaybetmiş, 3-5 kuruş fazla kazanmak uğruna ülkenin geleceğini ve kaynaklarını yok edebilecek kafa yapısına sahip.

Kültürel alanda aydınlar, sanatçılar halktan kopuk, üstün bir zümre, basın yayın ise tekel. Halka verebildikleri tek şey ahlaki çöküntü. Millet heyecanını kaybetmiş, her şey millet için ekonomik hale gelmiş.

Bugün yani 5 Kasım 2007 tarihinde, şartlar daha değişik olsa da temel sorunlar aynı. Ancak bugün ben tüm bu sorunları çözebileceğimize inanıyorum. Sorunlar üzerine düşünerek, uğraşarak, kafa yorarak her şeyin üstesinden kolayca gelinebilir. Eğer 2. Dünya savaşından bu yana 50 sene vakit kaybettiysek, bu vakti kazanabiliriz. 20 sene 4 kat çalışarak Avrupa'nın ABD'nin önüne geçebiliriz. Sorunlara çözümleri başka yerlerde aramaya gerek yok çünkü tüm çözümler içimizde.

Not: Bir kaç hafta içinde 34 -40 maddelik bir gelecek inşası hazırlamayı düşünüyorum.

Barzani, Şeritaçı, Liboş koalisyonu

http://www.haber3.com/artikel.php?artikel_id=102801

Sessiz olun!

Haftalık, Aylık hatta Yıllık Güncelleme

Efendim,

Neler olmadı ki?

Bir yılı daha geride bıraktım. Bunları bugüne not düşmek adına yazıyorum. Sonra geriye baktığımda ne olduğunu bilebilmek için.

Koskoca bir proje verdim. Adamlara bitirme projesi olarak diğer üniversitelerde verdikleri projeyi ben ilk seneden verdim. Hoş, devre daha çalışmadı ama, çalışacak.
Kısaca ne yaptığımı anlatayım. Antrak isimli muhteşem bir organizasyon var ve bu insanlar gerçekten son derece faydalı işler yapmışlar. Hepsinin teker teker ellerinden öpmek gerekir. Sitesi http://www.antrak.org.tr Sakın bu siteyi kaçırmayın. Anlamasanız da Antrak gazetesini inceleyin. Çok şey kazanacaksınız. Aylardır aradığım PIC16f877 dijital, analog girişleri okuyan ve RS232 yani COM porttan gönderen, dijital çıkışlarına emir verebilen otomasyon projesi devresini bu mükemmel insan yapmış: Nusret Süzme. Buradan kendisine çok ama çok teşekkür ediyorum. Umarım bu satırları da okur bir gün. Bu inanılmaz devre akla hayale gelebilecek her türlü otomasyon projesinde kullanılabilir. İsteyenler Google'dan Nusret Süzme Hükmetmek PIC16F877 diye aratırlarsa, bu harika devreye ulaşabilirler. Otomasyon deyince aklımıza gelebilecek herşeyi yapabiliyoruz demiştik.

Benim projem ise şuydu: Ayhan Bozkurt Hocam sağolsun, MeteoSU, yani Sabancı Üniversitesi Meteoroloji İstasyonu.

Çok ayrınıtya girmeden özetlemek gerekirse, devrenin analog girişlerine, LM35 sıcaklık devresini, bulaşık makinesinden sökülmüş basınç devresini, kendi ellerimle yaptığım DC motoru dinamo olarak kullanan anemometreyi ve rüzgar yönünü göstermesi için icat ettiğim (çok ciddiym) sonsuz potansiyometreyi bağlayıp, elimdeki Hocamın verdiği Lima Endüstriyel bilgisayarının com portuna bağladım. Yazılım bilgisayardan komut alarak çalışıyor. Mesela siz PIC16F877'ye X203 gibi bir değer gönderirseniz, devre otomatik olarak 3. analog porttan aldığı gerilim ölçümünü size veriyor. Lima 486 bilgisayar da bunu dahili sunucusundan internete gönderdiğinde proje de tamamlanmış oluyor. Zor bir proje olduğundan ve tek başına yaptığımdan, işin devre, anemometre, termometre ve rüzgar yönü gösteren kısmı tamamlandı. Devamı, yani Lima 486'nın programlanması kısmını da bu sene halledeceğiz inşallah. PIC16F877 ile ilgili proje yapan ve bilgi almak isteyen arkadaşlar olursa mtkocak@turk.net'e elektronik posta atsınlar. Vaktim dahilinde tecrübelerimi paylaşırım, çünkü inanın bu tecrübe tek başına çok zor elde ediliyor.

3 BOYUTLU PROJELER

En son yaptığım proje 4 Nisan 1953 günü Aziz Şehitlerimizi Rahmetle Andığım TCG Dumlupınar Denizaltısının animasyona uygun 3 boyutlu modellenmesiydi. İlgi duyan arkadaşlar http://mtkocak.deviantart.com dan Browse gallery kısmına girerlerse modelin fotoğraflarına ulaşabilirler. Bununla birlikte denizaltının filmini çekmek isteyen firmaya bu modelin fotoğraflarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yaptığım Fotoralistik Yeni Cadde Tramvayı modellemesini, Harita Genel Komutanlığı'na da Çanakkale Şehitleri Abidesinin yine Fotorealistik ve gerçek haritasını kullanarak gerçek arazi modelinin üzerine oturttuğum modelini göndermeme rağmen hiçbirinden bir cevap alamadım. Galiba iyi reklam yapamadım ne dersiniz? Yoksa bu ülkede yaratıcı düşünce rağbet mi görmüyor? :) Komik.

FOTOĞRAF

Fotoğraf çekimleri hızla devam ediyor ama onları 3 Boyutlulardan ayırmayı düşünüyorum, herhalde deviantta farklı bir hesap açacabilirim 3 boyutlulara. Şu an hepsi birlikteler, hepsini bir arada yukarıdaki bağlantıdan görebilirsiniz. (Hop, kaçırma deviant yazan.) En son yaptığım, çok sevdiğim Kapalıçarşı'da çok nefis 3 tane açı yakaladım. Onlar çok hoş oldu. Bu arada Sülüklü Göl diye bir yeryüzü cennetine gittik. Tek kelime: Mükemmeldi. İnanılmaz fotoğraflar çektim (Şaka yapmıyorum, çekene kadar göbeğim çatladı). Sülüklü Göl'den hariç Didim'de çektiğim ve çok hoş bir deniz tonu yakaladığım fotoğraflar da yine DeviantArt'ta bakmasını bilen, görmeyi seven gözleri bekliyor.

BURASI

Herhalde yaz sürecinde proje, 3 boyut, fotoğraf filan derken en çok ihmal ettiğim yer oldu burası. Burdan çıkan sonuç: Kendimi bayağı ihmal etmişim be! Zaten okulun ikinci haftası bu sorunun sıkıntıları ortaya çıktı. (Karabulutlar, hani japon çizgi filmlerinde Tusubasa bişeye sinir olduğunda tepesinde çıkanlardan :)) Allah'tan Midterm haftası öncesi değil. Hem buraya, hem de kendime bir güncelleme yapıyorum şu anda. Bu arada Kitap okumaktan nefret etmeye başladım, çünkü gerçekten olayı abartıyorum. Son okuduğum kitap Örneklerle C++ Projeleri'ni (ki harika bi kitapmış tavsiye ederim) saymazsak, Michael Shermer'in İnsanlar Neden Saçma Şeylere İnanır isimli kitabı, ki şu ana kadar gayet iyi gidiyor. Yazarın NTV yayınlarından çıkan Kanıtı Olmayan Gerçekler isimli kitapta da bir yazısı mevcut. Her iki kitabı da şiddetle tavsiye ediyorum. İyi de bir sorun var, ki o en fenası ki, insana keşke cahil olsayıdım dedirten cinsten: Okudukça ne kadar cahil, bilgisiz olduğumu anlıyorum ki, hayatımı kitap okuyarak geçirdim neredeyse.

DERSLER

İkinci sınıfa evet iyi bir başlangıç yaptım. Bu haftaki güncellemeyi, yani morali bozup bir hafta kendini toparlamayı saymazsak. Aslında faydalı oldu be. Geçen dönemi ise sorunsuz atlatmış olmaktan ise gayet ve gayet mutluyum. O fena karabulutlardan sonra güneş açtı resmen. Ama bu dönemi de iyi tutmak lazım. Kardeşim Utku Koçak'ın bir sözüyle başlayalım: (kendisi muhteşem bir yazardır) 'Kelle koltukta almak lazım bir an önce.' Başından işleri sıkı tutacağız artık. Oyunun kurallarını bu sene ben koyacağım. O kadar. Nokta. Bu sene ayrı bi maceramız daha var, hoş, liseler mezun vermiyor, biz de fırsattan yararlanalım dedik. ÖSS: Yeni macera. Onu da güzelce sonuçlandırmak elimizde.

SONUÇ

Güzel ve yeni amaçlarıma nefis bi şekilde ulaşacağım, süper bir sene olacak. Gelişmeleri de buraya yazarım. Gerçi kim takip ediyor ki, ya neyse. Bilen, okuyan, akıllı olan, merak eden, okur. Az olması önemli değil.

Önemli olan öz olsun.

Mtkocak

Sonraki Sayfa »