Başarıya ve gerçek Huzura ulaşmak, Stresten Korunmak. Zengin olmak!

http://www.mtkocak.net/?p=58

Gerçek huzur insanın içindedir. Her insan kendini gerçekleştirmek ister. Eğer başarıyı yakalamak istiyorsanız, istediğiniz şeyi her daim arzulamalı ve ona inanmalısınız. İsteğinizi her gün tekar etmeli, devamlı onu düşünmelisiniz. Siz farkında olmadan bir bakmışsınız ki isteğiniz olmuş. Gerçek huzura ulaşmanın yolu da pek farklı değil; İçinizdeki sesi dinleyin, içinizin iyilikle dolu olduğunu düşünün, bu sayede kurtulacaksınız stresten ve günlük hayatın getirdiklerinden.

Çocukluğunuzun huzursuzluklarından kurtulmanın ve iyi bir lider olmanın zamanı geldi: Beyninizin %10'unu kullanan insanlardan sıyrılın. Einstein olun. Sağ ve sol beyin ayrımının farkına vararak kişilik tipinizi belirleyin ve bu kişilik tipinize uygun insanları kendinize model edinin, örneğin, Dalay Lama, Atatürk, Gandhi…

Dünyanın enerjisinin içine akmasına izin verirseniz, enerji ve gerçek kuantuma ulaşabilirsiniz ve tüm istekleriniz olur. Gerçek bir lider mi olmak istiyorsunuz; sadece hissedin, mutsuz musunuz, sadece odaklanın. Kristallerden ve taşların enerjisinden yardım alın, kendinize odaklanın ve bir amaç belirleyin, bu amaç uğrunda çalışın. (Ve daha bir sürü zırva…)

————————————————————————————————————-

Yukarıda bir kuplesini verdiğim, ve sallarken benim bile midemi bulandıran yazılara bir çok yerde rastlamışsınızdır. İşte yeni çağımızın en büyük üfürüğü, ya da tükürüğü: Kişisel Gelişim. NLP. Dahilik eğitimleri, Etkili ve Gerçek Liderlik. Öehh. Bir sürü sallamasyon konu. Çok hoşuma giden bir laf var, yazarını hatırlamıyorum:

 "Bir kişisel gelişim kitabı sayesinde zengin olmanın en iyi yolu; bir tane yazmaktır."

Bu zamana kadar sayısız kişisel gelişim kitabı okumuş, bazılarının yazarlarıyla tanışmış (ve dehşete düşmüş),  bunun yanında kişisel gelişim kitaplarının yavanlığından bıkmış ve zor yolu seçerek bilimsel psikoterapi, psikoloji kitapları okumuş bir insan olarak, bunca seneden sonra şunu farkettim. Eğer grip olduğunuzda belinize balık sarmıyorsanız, depresyona girdiğinizde de kişisel gelişim kitabı, makiroshi yogi, tatraka tumra, süper dahilik, benzeri şeylere elinizi bile sürmeyin. Neden mi? İşte nedenleri:

Uzmanlık

Genellikle kişisel gelişim, sözde bilim tarzı kitapları yazan kişiler, konunun uzmanı değiller. İsimlerinin başlarındaki Dr. veya Prof. ünvanları da alakasız bilim dallarından oluyor. Kişisel gelişim kitaplarının ancak çok az bir kısmı Psikoloji veya Psikiyatri eğitimi almış yazarlara sahip. Mesela geçen gün kitapçıda gördüğüm, Şifalı Bitkiler, Çakralar, Kuantum Olumlama gibi konulara sahip tuğla kalınlığındaki kitapların karı-koca yazarlarından biri Hemşire, biri de ekonomi profesörüydü. (Profesörlüğü Azerbaycan'dan almış. Hadi şifalı bitkileri, hanımefendi hemşire diye kurtardık, peki Kuantumun ekonomiyle ne alakası var ulan? Bu Kuantum lafına da hastayım. Hepsi o, gizli sırlar vererek bestseller olan abuk kitaptan sonra ortaya çıktı. Kuantum denen olayla ilgili yapılan sallamaların, bir tanesinin Kuantum teorisiyle alakası olması imkansız. Niye mi? Çok basit. Kuantum teorisi atom ve atomaltı dünya için geçerlidir. Belli bir büyüklükten sonra çıkarımları geçersizdir. Yani siz istediğiniz kadar Kayanın orda olmadığına inanın, Kafanız yarılacaktır. Kaynak 1Sonuç olarak, diyelim ki, böbreğinizdeki taş için ekonomi profesörlerinden medet ummak ne kadar mantıklıysa, kişisel gelişim de o derece mantıklı.

Rant

Sektörde manyak bir rant dönüyor. Binlerce TL değerinde eğitimler veren sözde okulların, hiçbir denetimi yok, müfredatı yok, liyakati yok. Kişisel gelişim uzmanı olmak için hiç bir eğitim almanıza gerek yok. Musluk tamircisi bile olsanız, işi kotarırsınız. Üstelik bu eğitimleri veren şahısların, bilimsel olmak gibi bir kaygıları da yok. Kendilerine göre ne doğruysa insanlara onu aşılamaya çalışıyorlar. Yüzlerce TL değerindeki sunumlara giden insanlar de belki o anlığına mutlu oluyorlar ama, nedense aradan zaman geçtikten sonra verilen ezoterik öğretilerin neden hiç bir işe yaramadığını görüp şaşırıyorlar. Hah! Zamanında Cem Yılmaz bayağı dalga geçmişti. Mutluluk nerde? İçimizde muhabbetiyle. Ama boşalan nedense cepler oluyor. Asıl aldığım ders ise şuydu: İnternet üzerinden para kazanmanın kolay yolu gibisinden bir kitap satın almıştım. Kitabın iç sayfalarına baktım, ilginç gibi geldi. Eve gelip ön sözü okuduğumda, yazıların her kelimesi birer tokat olmuş suratımda şaklıyordu: Mealen şöyle diyordu kitap: "Efendim, internetten para kazanmak çok kolaydır, işte biz bu kitabı bütün mail listemizdeki kişilere internetten para kazanma yollarını sorarak ve onlardan gelen cevapları yazarak 6 saatte yazdık, Siz de aldınız…"

İyi dersti…

Hep aynı teraneler

Genellikle bu tarz kitaplarda aynı olan muhabbet şu:

1.Sağ beyin Sol Beyin  Farkı: Bu konudan bilim adamları bile tam olarak emin değiller. Kimi inanın solak, kimi insanın sağlak olması gibi beyin loblarında da bazı farklılıklar mevcut. İyi de, bunu bilmel ne halta yarıyor? Şöyle söyleyeyim: İşte kitabımız o kadar bilimsel ki, beyni bile yedik içtik, ya da sizin öyle sanmanızı istiyoruz.

2. Beynimizin %10'unu kullanıyoruz, gerçek kapasite için kitabı okuyun: Yine beyinden gidiyoruz. Burada Einstein'in beyninin % 15, %30 gibilerinden bir oranda kullandığı da söylenir. Neyse ki bu olayın sırrı bilim adamları tarafından biraz aydınlatıldı. Yahu biraz bile fizik bilen insan bunu anlayabilir. Koşmuyorsanız, beynininizin ilgili bölümü çalışmaz. Beklemede kalır. Siz hiç evimin %10'unu kullanıyorum şu anda diye hayıflanan birilerini gördünüz mü? Aynı anda hem mutfağı, hem lavaboyu, hem mikrodalga fırını, hem duşu, hem de ütüyü çalıştırın bakalım ne oluyor?

3. Kendini tanı ve Huzur içimizde:  2400 yıllık bir söz ve felsefi olarak bir halt bilmeyen yazarların üzerinden çeşitlemeler (Ve sallamalar) yaptığı bir çıkarım. Ya bunu okuyan insan hiç mi bu işin pragmatik yönünü düşünemez yahu? Ne demek kendini tanı? E ben bunca yıldır yaşıyorum? Kendimi tanıyamıyor muyum? Demek ki ben daha kendimi bilmiyorum gibisinden bir sürü, otomatik olmusuz düşünce (Bkz. Bilişsel Psikoterapi: Merak eden okusun) jeneratörü olan bu cümle de insanları kitabı sonuna kadar okumaları için mutsuz hissetiren anahtarlardan da birisidir. Huzur içimizdeyeyse girmek bile istemiyorum.

4. Çakralar, Biyoenerji, Aura, Reiki, Nörolinguistik Programlama, Kuantum Olumlama: Gibi fiyakalı görünen kelimelerin ise hiç biri, bilim olarak tanınmıyor. Tamamı sözde bilim olan bu konulardan en ünlüsü ve en para getireni olan NLP, içlerinde en komik ve en tırt bulduğum sözde bilim. Hiç bir kontrollü deneyle ispatlanmamış olan NLP, bilim olarak, hiç bir şey yapmadan nasıl para kazanılır konusunun da başlı başına bir cevabı aslında. Mantık aşağı yukarı şöyle: Nasıl bilgisayarlar programlanıyorsa beynin de bir dili vardır ve beyin de programlanabilir. Mesela, örneğin büyük liderlerle devamlı bir arada bulunarak, onları kopyalayarak, büyük bir lider olabileceğinizi söyler NLP.İyi de insan beyni, bilgisayarın mantığıyla neredeyse zıt bir şekilde çalışıyor. İnsan robot değil ki, bir şekilde programlansın, kişiliği belirli yöntemlerle değiştirilsin. Ha, cemaatlerde, terör örgütlerinde beyin yıkama var, o ayrı. Ancak oradaki amaç Tek tip, kendi özgün düşüncesi ve karar verme yetisi olmayan, ruhsuz ve emre itaat eden zombiler yaratmak. Bunun sonu da, tüm kişiliğin neredeyse silinmesidir. Mesela terör örgütü veya tarikat üyelerinin fotoğraflarına bakın: Donuk ve anlamsız bir ifadeyle bakarlar. Bunun temelinde, beyni yıkanan insana, bir bebeği bile gözünü kırpmadan öldürebilme hissizliğini verebilmektir. Bi dakika ya? Yoksa? NLP? Aman Allahım! Bunlar da genel olarak, sürekli insanları inanılmaz bir para ve tüketme hırsıyla programlayan ya da hiçbir şeyi sorgulamamalarını isteyen kapitalist veya baskıcı totaliter sistemlerin taktikleri. Uyanık olmak lazım.

Reiki, Çakra, Aura konularına gelirsek, Diyanetin bunların din olduğuyla ilgili bir açıklaması vardı. Evet aynen  katılıyorum. Uzakdoğu, Japon, Çin tarzı animizmin uzantıları olan bu akımlar, din olmalarının yanı sıra, batı da da insanları uyutmak ve cebindeki paraları boşaltmak için çatır çatır kullanılıyor. Reiki master olma eğitimleri vs. vardı, binlerce dolar. Başka bir kitapta da insan aurasının nasıl görüleceğini okumuştum. Orada da bir kişiye gözünüzü ayırmadan bakın, etrafında haleler oluşur yazıyordu. İyi de bu aura değil ki, göz yorulması. O zaman ben kaç saatir bilgisayarın aurasını görüyorum, yeşil olmuş.Çakra, bioenerji gibi muhabbetlerde varolan enerji akışını da halen kimse çözebilmiş değil. Hani MR'da falan gözükse de anlasak. O da yok.

Zararlar

Hiç tıptan anlamayan birisinin vereceği tavsiye ile durumunuzu düzeltme ihtimalinizi o kişinin ellerine terkediyorsunuz. Örneğin bazı kişisel gelişim kitaplarında psikiyatrik ilaçlar yerden yere vurulmakta, fakat bunları okuyup, ilacını kullanmayıp intihar eden veya cinnet getiren insanlar da kayıtlara geçmiş. Ha, bu arada ilaç taraftarı olduğum sanılmasın. Ancak tamamen karşı da değilim. Doktorların her önüne gelene, terapi ve düzenli bir tedavi önermek yerine 5 dakikada ilaç yazıp göndermelerini de doğru bulmasam da bu başlı başına ayrı bir yazı konusu.Kitaplarda yazan bi çok düşünce aslında ruhen kendileri de hasta olan yazarların yaptıkları, bilişsel çarpıtmalar oluyor genellikle. Dileyen internette "Bilişsel Çarpıtmalar" yazıp, ilk çıkan linke tıklayabilir. Kaynak Ancak en basitinden "Mutlu olmak için şunu ve şunu yapmalısınız" diyen bir yazar, ne kadar iyi niyetli olsa da meli, malı çarpıtması adı verilen çarpıtmayı yaparak okuyucusuna zarar vermektedir.Psikologum.com'da bu çarpıtma şöyle yer almış:

Meli malı ;

Kendimize bazen ağır görevler yükleyen cümlelerdir, insan bunu kendi kendine söylemeye başladıktan başka seçeneğin kesinlikle olmaması ve ardından gelen çaresizlik  düşüncesine kapılabilir.Gerçekte bir çok durumun yeni veya farklı seçeneklerini istediğimiz zaman bulabiliriz seçeneksizlik gerçektende en son durumun bu olduğu anlamına gelir.”Bu sınavı kazanmalıyım”  dediğimizde güzel bir motive edici cümle gibi görünse de bunu içten söyleyen bir öğrenci için son derece stres yaratıcı bir durum olabilir. sonuç olarak sınav kaygısı yaratıp sınavda beklenen başarının çok altında bir başarı gösterebilir, çünkü bu çarpıtma başka seçenek yoktur ve gelinen son nokta budur anlamını taşır. Kaynak

İyilik ve kötülük ile ilgili düşünceler de yine aynı mantıksız çarpıtmaların esiri oluyorlar genellikle. Yazarı hristiyan evangelist bir kiliseye mensup yazar için kötülük ve iyilik kavramı farklı iken, çok ünlü bir CEO tarafından verilen kendini gerçekleştirme ipuçlarındaki iyilik ve kötülük kavramları çok farklı olabiliyor. Buradaki çarpıtma da bilişsel psikoterapi'de etiketleme adı verilen çarpıtma türüdür.

Bu çarpıtmaların ne zararı olabilir? Son derece iyi (ya da kötü) niyetlerle verilmiş altın öğütler,  darb-ı meseller, karşılaştırmalar, zorlamalar, iyilik ve huzur formülleri, liderlik koşullanmaları insanları depresyona sokabilir, onları gereksiz yere mutsuz edebilir ve zorlayabilir. Sihirli formülleri uyguluyorum ama hiç bir şey olmuyor, diyen naif bir insanın boş yere kendini suçlaması da o kişi için çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Sonuç olarak

Bu güne kadar, koşulları ağırlaşan, sorunları artan modern insanın basit sorunlarına anlayabileceği cevabı veremeyen, ona istediği sıcak ilgiyi göstermeyerek ona kendini kobay gibi hissettiren bilim de, bilimin konusunun dışında kalan inanç ve iç huzur ile ilgili konularda onu çelişkisiz bir mantık ile tatmin edemeyen felsefe ve din de ve kolaya kaçıp, kendini rahatlatacak en ufak süslü söze ve övgü dolu nasihatlere atlayıp, hiç bir şeyi sorgulamayan ve körü körüne inanan kişi de aynı ölçüde bu şarlatanlığın yükselmesinde sorumluluk sahibidir. Günümüzün internete ve kitle iletişim araçları sayesinde ufku gelişen, ancak sosyalleşmesi küçülen insanı, tehditler karşısında koruyacak olan en önemli şey, kendi aklı, en kesin gerçekleri sorgulamasını sağlayan şüphe duygusudur. Okudukça aldanan insan, bu girdaptan ancak okudukça kurtulabilir.

Bazı Notlar:

Not 1: Bilişsel psikoterapi olayını araştırmanızı tavsiye ediyorum. Bazı konularda cılız da olsa felsefe de ilginç bakış açıları sunabiliyor. Kafanız karışır diye korkmayın. Sabit fikirli olmaktan iyidir.

Not 2:

Arkadaşlar, Selânik’te Hürriyet Meydanı denilen bir alan vardır, tanınmış bazı yerler de alanı çevirir: Olimpos Palas, Kristal, Yonyo, vesaire… Bir gece Yonyo’nun mahşer gibi kalabalık, büyük salonunun bir köşesinde ufak merdivenle çıkılır, özel bir oda olduğunu duydum ve oraya çıktım. Ufak, hoş bir salondu ve ağzına kadar doluydu. Salonda bir masaya yaklaştığımı hatırlarım; bu masada ihtilâlci kişiler varmış. Rakı ve bira içildiğine dikkat ettim. masada bulunanlar çok yurtseverce konuşuyorlardı. İnkılâp yapabilmek için büyük adam olmaktan söz edilmekteydi. Herkeste büyük adam olmak isteği vardı. Ancak büyük olabilmek için insan nasıl ve kimin gibi olmalı?

İçlerinden biri bağırdı: “Cemal Paşa gibi olmak isterim!..” Sofrada bulunanların hepsi: “Bravo, dediler, Cemal gibi…” Sonra hiçbirini yakından tanımadığım bu kişiler hep birden bana döndüler. Ben durgun ve sabit bakışla kendilerine baktım. Benim tavrımdaki ve durgunluğumdaki anlama dikkat eden yoktu. Benim onlardan daha çok, her gün ve her gece görüşmekte olduğum Cemal Bey hakkındaki görüşlerini doğrulamamı bekliyorlardı. Ben bilmem neden, bu kişileri tatmin edecek bir işarette bulunamadım. Ancak içimden şu düşünceler geçti: Bir adam ki, büyük olmaktan söz eder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki ülkeyi kurtarmak için önce büyük adam olmak gerekir der ve bunun için bir de örnek seçer, onun gibi olmayınca ülkenin kurtulamayacağı kanısında bulunur, bu adam değildir.

Böyle düşünürken sofra arkadaşlarımı memnun edemediğimi hissettim. Hiç kuşku etmem ki bana ait kararları olumsuz olmuştur ve bu kararlarını ölçülü bir biçimde anlatabilmek için demiş olsalar gerekir ki:

- Bu deneyimsiz efendi, galiba kendini o kadar büyük görüyor ki ve bu nedenden görüş çerçevesi o kadar daralmıştır ki artık büyüklüğü göremez duruma gelmiştir. Bu adam arkadaşımız olamaz.
O gece, o sofranın mahmurluğu çevresinde iki görüş ortaya çıktı:
Birinci görüşe göre, önce büyük adam olmak, sonra ülkeyi kurtarmak gerekir. Diğer görüşe göre, büyük adam sözle olmaz, önce ülkeyi kurtarmalı, ondan sonra da büyüklük söz konusu değildir.
Arkadaşlar, size bu hikâyeyi bugünkü duygumla, bugünkü deneyimimle söylemiyorum. “Yonyo”nun özel odasındaki izlenimlerimin bana verdiği düşünce bu idi.

-Bir gün Cemal Bey, Selânik gazetelerinden birine imzasız bir başımakale yazmış, beraber çalıştığımız daireden çıkıp tramvaya binmiş, Olimpos’a gidiyorduk. Cemal Bey’in elinde o gazete vardı, bana uzatıp dedi ki:
- Bu başmakaleyi okudunuz mu?
- Hayır.
“Oku…” dedi.
Okudum. “Nasıl?” diye sordu.
- Sıradan bir gazetenin sıradan bir yazısı dedim.
- Amma yaptın ha, bunu ben yazdım.
Cevap verdim: “–Affedersiniz, bilmiyordum, yazmamış olmanızı dilerdim”. Ve ekledim: “Cemal Bey, şu ve bu biçimde siz birtakım kuş beyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz, bunun hiçbir değeri ve önemi yoktur. Siz içinde bulunduğunuz durumu değerlendiriniz. Ve önce kabul ediniz ki, biraz özverili olmak gerekir. Eğer şunun, bunun düşüncelerinden güç almak için, durumunuzu bilmem ama geleceğiniz çürük olur. Çünkü bizim henüz gerçekle hiç karşılaşmamış geniş çevrelerimiz vardır. Bu çevrelerde henüz acemice hayaller ile dolu olanlar çoktur. Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin, herkes senin karşında bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen buna dayanmayacaksın. Önüne sonsuz engeller yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız ve bir hiç düşünerek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanmış olarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.

Cemal Bey sözlerimi sessizce dinledi, bana hak verdi. İmzasız makalesini eleştirdiğim için ortaya çıkan üzüntüsü sona ermiş göründü. -Atatürk

Son olarak: Link

Ne vardi ki?

Şehri dolaştık, köpekle oynadık, 3 yıldır görmediğim arkadaşımı gördüm, yedik içtik, herşey iyiydi?

Sorunsuz geçen 2 günün son 15 dakikası kavga ettik. Olamaz yani. Annem bi yandan geç kaldın diye çırpınıyor, fakat ilenmeyi de ihmal etmiyor. Gidemeyeceksin, yapamaycaksın, ben demiştim zaten diye darlıyor. Babam bir yandan fotoğraf makinesini nereye sokmam gerektiğni söylerken, bir yandan da annemi sinir etmek için, böyle bağırdın kaçırdın çocuğu diyor. Sözde benim, kaç sene önce okulu bırakıp Türkiye'ye dönememe nazire yapıyor. Son 10 dakika, gümrük işlemlerinin bitmesini bekliyoruz. Eh, süre kalmamış, vakit geçti, gidemeyeceksin, bari bileti iptal ettirelim. Prensip edin kendine vs. diyor.

Ona da tamam.

Ama son 5 dakikada annemin kartının limiti ne kadar diye soruyor. Kavga etmek istemiyorum diye cevap vermem üzerine babam sen ne kadar para harcıyorsun? Ödemesini yapmayacağım, haciz gelsin, hapse düş de ne yaparsan yap, o zaman anlarsın diyor. İyi geçen ay toplam 50 TL. geldi kartıma, onu da ödemeyiver diye cevao veriyorum da, bi dakka ya, nerden çıktı ki şimdi bu?

Sonra polisten geçtim, daha son çağrı bile yapmamışlar, insanlarla beraber normal bir şekilde uçağa biniyorum. Ve uçaktayım. Dayanamayıp bu yazıyı da uçakta yazıyorum. O derece üzüldüm yani.

Varlık içinde yokluk çekiyoruz resmen. Ya ne gerek vardı benimle kavga etmeye? Geç kalsam ne olacak? Gidemesem ne olacak? Çocuk muyum ben? Başımda dırdır etsen ne olacak? İnsanı nefret ettirmeye mi çalışıyorsunuz. Son dakikada böyle moralimi bozdular.

İşte böyle. 5 aydır ilaç, vs. kullanmıyorum. Ne depresyonlar atlattım, sigarayı bıraktım. Bir şekilde tek başına Türkiye'de varolmaya çalışıyorum. Şahıs şirketi kurdum, internetten iş yapayım diye. Bir soru soruyorum, babam ne yaparsan yap diyor, Bana ne diye cevap veriyor. Ne biçim iş lan bu?

Haftada ortalama 4 kitap bitiriyorum, annem çok okuma, para harcama beynin sulanır diyor. Japonca öğrenmeye çalışıyorum, anlatıyorum, beni dinlerken babama çamaşırlardan bahsediyor, sallamıyor.

Değişmezler.

Kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Şu aralar gerçekten tükenmiş gibi hissediyorum kendimi. Canım hiçbirşey yapmak istemiyor. Motivasyonum öldü resmen.

İşte size bir soru: Bu gibi durumlarda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Yorumlarınızı bekliyorum.

http://www.mtkocak.net

Ruhum ağrıyor

Bir dakikayla bir tren kaçıyor,
Baş önde, gözler yerde,
Sırtta yük de yok, eziyet nerde?
Kendi duvarımın arkasında, ruhum ağrıyor

Durmadan dönsem mevlevi gibi,
Dünya bana durmuş gelir,
Dışardan herkes ses verir,
Benim ise beynim ağrıyor.

Biraz zeka kırınıtısı

Ne yazayım ki şimdi. Saat gecenin dördü. Ödevim var hayvan gibi. Akşama yetişecek. Sabahın 9:40'ında ders mi olur.

Bazı insanları anlayamıyorum gerçekten. İnsanlara bağırmak istiyorum bazen durduk yere: Hasta mısınız lan siz? Millet çıldırmış. Ha beni böyle bunaltan nedir ona girmeden önce böyle her zamanki gibi garip bir giriş gerekiyordu.

Şimdi küçüklüğümden beri bazı şeyleri kolay kavrayan bir yapım var çok şükür. (Ha bu lafı övünmek gibi algılayacak gerizekalıları da unforgiven olarak ilan etmek istiyorum) Bunun sebebi küçükken fazla balık yağı içmek mi, yoksa o zamandan beri haftada 5 kitap bitirmek midir bilemem. Ama o zamandan beri var bişeyler işte. Ya da hayal gücüm çok kuvvetli. Tam emin olamıyorum.

Örnek: Birine birşey anlatıyorum. Bana göresini bırak dünyanın heryerinde kanıtlanmış bir kuram o kadar deneyer yapılmış. Kontrollü deneyler falan su gibi içilmiş. Eleman hala 'Tamam, öyle ama bik bik bik… dayım dedi ki bik bik…' Bir bakıyorum ki yarım saat boşa geçmiş.

Diğer bir örnek: Su almaya gidiyorum. İki eleman daha su istiyor. Bozuk yok diyorum. Tam sağ baştaki elemana soruyorum bozuk var mı diye. 'Ha? Ne? Nerde?' diye cevap veriyor. Ben de salaktım, senin oskarlık rolünü yedim. Tamam. 50 kuruş iki arkadaşına vermek zor geliyorsa param yok dersin de niye pezevenklik yapıyorsun? Artık kibarlığı, efendiliği bıraktım, ağzıma geleni söyledim herife. Geldi 'Sen beni yanlış anladın aslında.' diyor. Sie…

Biter mi? Bitmezzz: Temelde tatmin olamamışlığın yarattığı komplekslerle davranan kurtçuklar da mevcut. Mekanda oturuyorum. Ortam güzel, sohbet iyi. Bi arkadaşın kız arkadaşı da var. Az selamlaştığım dallamalardan biri gelip masaya oturuyor zonk diye. Çağırdık mı? Otur dedik mi? Tırt. Bir de gelmiş, insanların içinde azcık aklıyla beni bozmaya çalışıyor. Sonra ayarı verince de bozuluyor. Sanki anlamadık kız için masaya geldiğini. Sie…

Bunların bi de aristokrat versiyonları var. İşte şöyle süperim, böyle süperim, GPA 4 üzerinden 3.85, off harikayım, üstelik etkinliklerde de mükemmelim bik bik bik bok. Bravo! Ders dinlemişsin. Çok da popülersin. İşine gelince selam veriyosun, çıkarın yoksa görmedim ayağına yatıyorsun. İş iki ders dinleyip ortalama kasmayla olsaydı, Bill Gates Harvard'ı bırakmaz, Einstein ortaokul öğretmenleri tarafından kötü bir öğrenci olarak nitelendirilip,okuldan ayrılması önerilmez, Steve Jobs Apple'ı kurmaz ortalama kasardı. Etkinlikle de adam olunsaydı, en çok hoplayıp zıplayanı toplum kral seçerdi. Sie…

Kimisi de kafasının üstünde taşıdığı 11 yaşındaki çocuk zekasıyla, benle felsefe yarışı yapmaya çalışıyor. Lan aptal herif. Senin SPS'te okuyup öğrenemediğin şeyleri ben orta 2 de okudum bitti. Adını da vereryim oku. Cehnneme Övgü - Gündüz Vassaf. İletişim yayınları. Belki biraz hazırlanır gelirsin. Laf kalabalığıyla münazara starı oldum sananlar da bünyedeki sinir katsayımı yükseltiyor . Mesela geçen gün CNN Turk'de taraf gazetesi yazarının biri, bağırarak, sesini yükselterek tın tın yapıyor. Dayanamadım kapattım kanalı. Recep abisi öyle öğretti tabi vatana millete, bunlar da ona özeniyolar. Bunların daha otistik versiyonları denk geliyor ara sıra, aman yarabbi! Tabi ama, Evet öyle ama, ama, ama, ama, fakat, evet doğru da, ma, za, zo. Yeter lan. Vakit kaybı. Kurnaz çakal karşında kendini kanıtlamaya çalışıyor. Kendini zırvalayarak seninle denk duruma getirmeye çalışıyor. Hani becerebilse içim yanmayacak, sadece konuşmak, millete kendini kanıtlamak için konuşuyor.

Bazı hırt arkadaşar da fazla çalkalanmaya gelmiyor. Adamla beraber ödev yapıyoruz. Herif iki gün önceden başlamış. Kendi çağırıyor. Sonlara doğru bitiriyor. Bitirince de şov yapmaya başlıyor. Oh, bitirdim, süper rahatım, oh çok iyi. Lan gerizekalı, bitirdiysen yardım etsene. Beraber çalışmıyor muyduk. Öyle deyince de sen yap gak guk, aynı yerleri anlamayız bik bik diyor. Böyle mallardan yardım düşman başına. Yardım edecek ya, oh onun için senden üstün olma duygusu herşeyden güzel. Lan it. Senden yardım isteyeceğime dersi droplarım ondan iyi.

En çok da bunlar herkesi kendileri gibi aç, kendileri gibi odun zannediyorlar ya ona deliriyorum. Diyor ki 50 - 100 lira vereyim site yap. Oldu canım başka bir arzun?

Salağın bitanesinin lafıyla bitireyim: Girişimcilik, yenilikçilik, bilişim vs. diyorum: Adam biyor ki: 'Senin o dediklerinin arkası, abisi vardı, bende yok, ben piyasa ne isterse onu yaparım, yenilik neymiş.'

Seni üniversiteye sokan zihniyete tüküreyim.

Yazım Boxer Dergisinde yayınlandı

Yazı

"Genç İnternet Girişimcisinin Türkiye Rehberi" başlıklı yazım, Boxer Dergisinin Mart 2009 sayısında "Türkün internetle imtihanı" başlığıyla yayınlandı. Yazıyı beğenerek, yayınlayan Sayın Bozkurt Işıklar Beyefendiye en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Yazının yayınlanmış haline ulaşmak için yukarıdaki resime tıklayabilirsiniz.

Bu ayki Boxer kapağı

Genç internet girişimcisinin Türkiye Rehberi

Vay, vay, vay, vay. Ne kadar çok ekonomistimiz varmış meğer. eli paraya değmemiş arkadaşlar, hayatında girdiği bakkalın nasıl kurulduğunu düşünmemiş arkadaşlar, bu yazıyı okumasın.

Böyle kıl bir girişten sonra, Genç girişimcinin Türkiye Rehberi adlı yazımıza başlayabiliriz.

Girişimci daima tek başınadır.

Diyelim ki kolayca gerçekleştirilebilecek, uğraşılmasının zevkli olabileceğini düşündüğünüz birkaç fikriniz var. Bunları gerçeğe dönüştürmek ve para kazanmak istiyorsunuz.

İlk etapta yapmamanız gerekenler.

1. Herşeyi enine boyuna ölçmeye çalışmayın. Sadece başlayın ve bitirin. Bu konuda da sadece kendinize güvenin. Kimseden tavsiye, yardım, bilgi, tecrübe vs, beklemeyin. Bilginizi okuyacağınız kitaplardan kendiniz edininz. Oradaki klavuzları da birebir uygulamaya çalışmayın. Özellikle üniversitelerdeki yönetim bilimleri dersi içeriklerinden, hocalarından, işletme öğrencilerinden uzak durun.

Nedenleri: Mersin yöresinde söylenen bir söz var. Akıllı düşününceye kadar, deli suyu getirir diye. Siz düşünüp heşeyi enine boyuna tartıncaya kadar, başkaları bu fikri gerçekleştirebilir, sizin hevesiniz kaçabilir. Tam isabetli bir tecrübe ile genel olarak tavsiye danışacağınız kimseler de eğer girişimci değillerse size verecekleri tavsiye gerçekten faydasız olacaktır. Tavsiye almayı düşüneceğiniz girişimci arkadaşlar ise bu konuda size yardımcı olmaya isteklşi olmayabilirler ya da fikrinizi yürütmeye kalkabilirler. O nedenle bu seçenekten de uzak durun. Zaten genel olarak, başarıya ulaşan insanlar bunu başkalarının elde etmesini istemediklerinden, heba olacak olan bu yönde harcayacağınız vakit olacaktır.

Bir zaman önce ben şöyle managment bilirim, böyle girişimcilikten anlarım diyen managment öğrencisi, bir arkadaş vardı. Kendisine bizim için neler yapabileceğini sorduğumuzda "Hemen bir toplantı ayarlayalım, ekibinle beraber Taksim'de buluşalım" dedi. Cumartesi günü buluşmak için sözleştik. Daha sonra perşembe günü görüştüğümüzde toplantıyı Pazar günübe ertelememiz gerektiğini söyledi. Ben (coder) ve Tahir (Designer), pazar günü arkadaşın dediği yere saatinde gittik. Bekledik, bekledik ve bekledik. Kendisini devamlı aramalarımıza rağmen açmadı. Hem bizi oraya topladı hem de geri dönmedi. İki gün sonra kendisini okulda gördüğümde ise Babaannesinin rahim kanseri olduğunu, acil şehir dışına gittiğini, telefonunu evde unuttuğunu söyledi. Yorumu size bırakıyorum.

Kaçın!

Okulumuzun yönetim bilimleri bölümünün piri sayılan bir hocaya bazı konularda pratik tavsiyeleri için danıştığımda ise, acelesi olduğunu, derse yürürken hızlı bir şekilde ekşimiş bir suratlar bana internette girişimcilik forumları olduğunu oralardan istediğim bilgileri edinebileceğimi belirtti. Kendisi eğer bunu söylemek için hoca olduysa, yazık olmuş. Aynı dönem derisni aldığımda ise, içinde gerçek bir yönetim tecrübesi, motivasyon, iş nasıl kurulur vs, yerine excel'de isim nasıl sıralanır, sanal olarak firma kurulup bu hocaya nasıl ballandıra ballandıra, verileri sallana sallana anlatılır, neden şirket kurmayıp yeni bir işe girmememiz gerektiğini ve varolan riskleri anlatan bir business plan nasıl yazılır konularının olduğu bir dersle karşılaştık. Sana ben gerçeğini kurdum, yardımcı ol diyorum be adam! Sen bana işleri neden yapmamam gerektiğini söylüyorsun.

2. Okullarda kurulan teknopark, inkubasyon ofisleri, kuluçka firmalar vs. gibi firmalardan veremli görmüşçesine uzak durun. Vakit kaybedebilirsiniz.

Nedenleri:
Bu tarz firmalar genellikle iş fikirlerine de önem verdiklerini söyleseler de, aslında bitmiş proje bazlı çalışmaktalar. Yani siz örneğin bir çok çeşitte bardak üreten bir firma kurmak istiyorsanız, size sadece şarap bardağı üretmeniz gerektiğini söylüyorlar. Üstelik onlar için öğrenci tarafından düşünülmüş yeni ve gelecek vaat eden bir iş fikri değil, gerçekleşmesi kesin olan, okuldaki öğretim üyesi tarafından başlatılmış projeler tercih sebebi.

Yenilikçi insanlarla biraraya gelin, fosillerle değil

Okulumuzdaki bir öğrencinin bakteri tutmayan seramik icat edip patentini 10 yıllık, güzel bir paraya kiralamasının ardından, okul idaresinin apar topar kurduğu bir inovasyon firması ile görüştük. Çok güzel beyanatlarla dergilere bile çıkan bu firmaya, kendilerinden tavsiye almak ve tanıtımlarında taahüt ettikleri gibi yardımcı olabileceklerini umarak, php/xml kullanan otomatik veritabanları projemizi gösterdik. Her tür yazılım için güzel bir altyapı oluşturabilecek bu projeyi inceleyen firma görevlisi, "Peki bundan nasıl para kazanacaksınız" diye sorduğunda görüşmenin gittiği yön anlaşıldı. Adını irandaki dağlardan alan beyefendi, projemizi netleştirmemiz gerektiğini belirterek gitti. İyi de kardeşim birincisi sizden biz proje desteği istemedik, yazılım firmasını nasıl kurabileceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz, ikincisi size nasıl fikirlerimizi netleştirebileceğimiz soruyoruz zaten.

3. Şirketinizi kurun. Muhasebeci tutun. Ancak biraz acılı olacak.

Nedenleri: Hiçbir managment derisnde alamayacağınız bilgileri ben vereyim: Fatura kesebilmek için minimum şahıs şirketi kurmanız, şahıs şirketi kurmak için de ilk olarak bulunduğunuz yerdeki vergi dairesine gitmeniz, kira kontatınız ile beraber iş başlama formunu doldurmanız gerekiyor. Bir hafta sonra ise yerinize kontrolör gelecek. Tabi gelecekti. Bizim yaşadığımız facia ise şu oldu: Kontrolör gelmedi. O sırada KDV beyannameleri geldi. Tabi şirket kurulmadı sanın siz. Kontrolör yalvar yakar geldikten sonra Vergi Levhasını tasdiklettirmek üzere Vergi Dairesine gittiğimde 1500 ytl civarı özel usülsüzlük cezasına çartırıldığım söylendi. Bir dakika ya? Daha ortada şirket mirket yok ki? Para bile kazanmadım ben daha? Meğersem şirket kuruluş tarihi olarak formu doldurduğunuz an sayılıyormuş. Neyse sonradan 2009 başında elektronik sisteme geçildiğinden kimse beyanname veremedi de 10'da bir oranında cezalara af geldi. 150 ytl ile kurtulduk. Bu nedenle eğer başınızın ağrımasını ve 1. kattan 5. kata, sonra geri 2. kata ordan 4. kata ve sonra bodruma arşive inerken genç yaşınızda tansiyon ve stresten ölmek istemiyorsanız, bu işleri muhasebecinize bırakın.

4. Yerli bankalardan kaçın. Paypal kullanın.

Nedenleri:
Türkiyenin ilk 3 boyutlu model alım satımı yapacak olan dukkan3d.com sitesini açtıktan sonra ticarete başlamak için gereksiniz duyduğumuz Sanal Pos için, önce Akbank'a online form vasıtasyıla sunumumuzu göndererek başvurduk. Türkiye'nin yenilikçi gücü olan banka 1 gün içerisinde başvurumuzu reddetti.

Neredeyse işportacıların, pazarcıların bile elinde POS cihazı varken, garip bir şekilde gittiğiniz her bankada Sanal Pos deyince anında dolandırıcı damgası yiyorsunuz. İnsanların bakışları değişiyor. İşkence gibi bir süreç. Tabii o anda etraftaki insanlara gelirine bakmadan şakır şakır kredi, kredi kartı dağıtıyor o banka. Faize binmiş, cezaya girmiş kredi en karlı iş çünkü. Bu nedenle elektronik ticaret gelişisin gelişmesin kimsenin umrunda değil.

Örneğin yunanlılara satılan ve heryerde FinansCard avantajlarını anlatan banka ile görüşmeye gittiğimizde ise, karşıdaki bayan tam olarak "Ben yarın işten ayrılıyorum, hem firmanız yeniymiş, ne yaparsanız yapın" dedi. Ordan çıktık. Türkiye'nin en baba bankalarından Garanti Bankası Saudiye şubesi ile görüştüğümüzde oradaki beyefendi herşeyi 3 kere anlattıktan sonra tekrar 3 boyutlu modelin ne olduğunu sordu, ve tam işi yapacakken beni hesabımın olduğu şubeye gönderdi. Yoksa işim olmazmış. Kendi şubeme 5 defa sunum yaptıktan, 20 defa işi anlattıktan, 40 defa mail attıktan, ve aradan 12 ay geçtikten sonra Sanal Pos cihazımı aldım. Teşekkürler Garanti!

Her işte olduğu gibi bu işte de önemli olan iltimas. Örneğin şu şekilde bütün işleriniz yürür. Bankada 100 bin tl paranız varsa banke size pos verir, yağlı bir şirketten bir holding sahibi, teknopark müdürlüğünü ararsa teknoparktan yer kiralarsınız. Siyesilerden tanıdığınız, ortağınız varsa, elektronik, mekanik hatta otomatik ticaret bile yapabilirsiniz.

5. Kendi işinizi kendiniz yapın ve bitirin. Projenizin aksamasını istemiyorsanız, kimseden yardım beklemeyin.

Nedenleri: Kimse isizin işinizi kendi işi gibi sahiplenmeyecek. Maaş dahi verseniz. Bunun olması için bayağı büyük bir firma olup, firma büyüklüğünüzle, kariyer vaatleri ile insanları kandırıp az maaşa razı etmeniz gerekiyor. Başka türlü, gel şu işte benimle beraber zaman harca, emek ver, ter akıt dediğinizde kimse yanınızda olmuyor. Pardon, tabi yorum yapmak için bir anda ortaya çıkan kelaynak kuşlarını saymıyorum. İş olana kadar dut yemiş bülbül gibi, olduktan sonra da herkes konuşmaya başlıyor. Kuru gürültüye pabuç bırakmayın, ve değerli vakitlerinizi süprüntü insanlardan uzak tutun. Özellikle çok aşırı iddialı insanlardan uzak durun. Kendilerini çok öven bu tip insanlardan öyle vasatın ötesinde sonuçlar çıkıyor ki şaşırırsınız. Örneğin kurumsal kimlik konusunda çok iddialı olan tasarım öğrencisi arkadaş "madem öyle 'bizim firmamız için bir şeyler ortaya koy o zaman" dedimde, aradan 3 ay sonra yenilikçi, genç, radikal, bilişim çözümleri şirketi için, "Sünnet Sarayı Kurumsal Kimliği" tadında eserler ortaya çıkardığında, keyiniz ve hevesiniz oldukça kaçabiliyor.

En iyisi işleri belirli noktaya getirene kadar her şeyi kendiniz yapın ve insanları iteklemek için bekleyeceğinize iyi ya da kötü müşterinize hızlı cevap verin.

Son olarak tek ve en hayati kural şu: Her zaman sizi heyecanlandıran her konuda bilginizi artırmaya çalışın. Bu olmadıkça, siz de yukarıdaki tüm örneklerde geçen kurumsallaşmış fosiller sınıfına doğru gitmektesiniz demektir. Hiçbir şeyi denemekten çekinmeyin. Yaratıcılığınızı kimseye, hiçbir hocaya, öğretim görevlisine, tasarım ağasına öldürtmeyin. Sadece yapın.

Yeni Fotoğraf albümü: Deviantart eklentisi

İlgilenenler kendi çekitiğim ve benim çekilmiş resimlerime http://mtkocak.deviantart.com adresinden ulaşabilirler.

Yorumlarınızı bekliyorum.

AdressBook recovery after iSync disaster in Leopard

OMG! Isync Disaster!

If you lost all of your any contact on your Mac and on your phone, I found a solution for that problem that I could not reach on the internet.

1. Someone says that you have to delete /var/yourusername/Library/Application\ Support/AddressBook/AddressBook-v22.abcddb file to solve the problem, DO NOT DO IT! Backup that file on your desktop.

2. Download Sqlite Database Browser. It is open source and free. I found that AddressBook files are Sqlite databases, when I opened them in TextEdit. So Sqlite opens easily that file. Also you can reach to other software's databases on your Mac and also if you use Windows or Linux.

Sqlite Database Browser

3.Open the AddressBook-v22.abcddb file that previously you have copied on the Desktop. Select Browse Data tab. Choose "ZABCONTACTINDEX" value in the selection menu.. Ta-da! You'r raw data with all of you'r contact is here. If you could not find any data, try to find other files with same name on your mac.

4. You can exprt raw data using File/Export/Export As .CSV File to your Desktop, and edit them using Numbers or Excel.

Thats All!

MAC OS X: iSync'ten sonra AddressBook kayıtlarınızın tamamı silindiyse kurtarma (Leopard)

OMG! Isync Disaster!

Eğer yanlışlıkla Telefonunuz ve Maciniz arasında iSync eşleştirmesi yaptıysanız ve bir anda tüm AddressBook veritabanı ve Telefon rehberiniz silindiyse, ham olarak verilere ulaşmanın internette olmayan şöyle bir yolunu keşfettim.

1. İnternette /var/kullanızı adınız/Library/Application\ Support/AddressBook/AddressBook-v22.abcddb dosyasını silmeniz gerektiği, sorunun çözüleceği söylenmiş! Sakın silmeyin! Dosyanın yedeğini Masaüstü'nüze alın.

2. İnternetten bu programı indirin. AddressBook dosyaları Sqlite veritabanları olduğu için bu programla açılıyor. Yani diğer programların kalbindeki verilere de bu programla ulaşabilirsiniz.

Sqlite Database Browser

3.Programı kullanarak daha önceden Masaüstüne kopyaladığınız AddressBook-v22.abcddb dosyasını açın. Browse Data tab'ini seçin. Aşağı açılan menüden "ZABCONTACTINDEX" değeriniz seçin. Ta-da! İşte verileriniz karşınızda.

4. Ham verileri File/Export/Export As .CSV File yolunu kullanarak Masaüstüne ihraç edin. Ham veriyi artık kolaylıkla iWork Numbers veya Office Excel'e ithal edebilir, rahatlıkla düzenleyibilirsiniz.

Sonraki Sayfa »